Jump to content
  • AzurveAziz
    AzurveAziz

    Japon Tarihi (Antik Dönem)

     

    Jomon Dönemi (MÖ 8000-MÖ 300)

    Jomon-pottery-sized-583da8b73df78c6f6af7

    Japon Takımadaları'nda yerleşik hayat, ilk olarak adaların hala Asya kıtasının bir parçası olduğu dönemde, yaklaşık olarak 100 bin yıl önce başlamıştır. M.Ö. 8000- M.Ö. 300 yılları arasındaki döneme, yemek pişirmek ve saklamak için üretilen Jomon stili yani sicim desenli toprak kaplar adını vermiş, bu dönem Jomon Dönemi olarak adlandırılmıştır.

    Eberhard, Jomon dönemi stilinin adanın yerli halkı olan "Ainu"ların kültürü olduğunu öne sürmüştür. 1950'li yıllarda hala Hondo ve Hokkaido'da yaşayan Ainular olduğunu belirtmiştir. Güney'den ilerleyen Japonlar'ın Ainuları sürekli kuzeye doğru öç etmeye zorladıklarını, Ainu halkının tarıma elverişli olmayan kuzey topraklarında kültürlerini geliştiremeyerek balıkçılık ve avcılık yaparak yaşamak zorunda kaldıklarına değinmiştir.

    Yayoi Dönemi (MÖ 300- MS 300)

    abb1dbf1c0d926114e8e6b6e02071893--yayoi-

    Ada halkı, M.Ö. 300 yıllarında Asya kıtasından gelenlerden tarım, basit pirinç ekimi ve metal işçiliği tekniklerini öğrenmişler, tarım üretimi ve günlük yaşam için tarım aletleri ve demir silahlar, dini ayinler için bronz kılıçlar ve aynalar kullanmışlardır. Japon inancında hala kutsallığın simgesi sayılan, tapınaklara ve evdeki kutsal raflara konulan kılıç ve aynaya, daha o dönemde kutsallık atfedilmiştir. Ayrıca bu dönemde işbölümü, yönetenler ve yönetilenler arasındaki ayrılığı derinleştirmiş ve ülkede pek çok küçük devlet kurulmuştur. MÖ 300-MS 300 yılları arasında, seramik kapların üretilmeye başlandığı döneme Yayoi Dönemi adı verilmiştir.

    Yamato Dönemi (M.S. 300-593)

    Eski bir vilayet olan Yamato'da ne zaman ve hangi koşullarda bağımsız bir devlet oluştuğu halen tartışmalı bir konu olmakla birlikte, Yamato devletinin 5.yy'da çok fazla genişleyerek bu topraklardaki bölgesel hükümdarlara boyun eğdirdiği bilgisine ulaşılmaktadır.Dördüncü yüzyılda küçük devletler birleşmiş, bu sayedeYamato'da yani şimdiki Nara eyaletinde, tüm milleti yöneten güçlü bir politik otorite ortaya çıkmıştır. Ayrıca 4. ve 6. yüzyıllar arasında Budizm ve Konfüçyusculuk'u dakapsayan Çin Kültürü, ülkeye Kore yoluyla girmiştir. Dördüncü yüzyılın sonlarından itibaren Kore Yarımadasındak, krallıklar ile Japonya arasında başlayan ilişkiler yoluyla Çin'in yazı biçimi, Çin hükümet sistemi ve Çin sanatı ülkeye girmiş ve Japon kültürünü büyük oranda etkilemiştir. İlerleyen yüzyıllarda Japonlar, Çin'den aldıkları sanat ve siyaset temeli üzerine kendi sistemlerini inşa ederek bu alanları Japonlaştırmışlardır.

    Yamato devletinin gelişmesinde anakarayla olan ilişkiler büyük önem taşımıştır. Beşinci yüzyılın başından itibaren savaşlardan kaçan Koreliler Japonya'ya göç etmişlerdir. Göçmenlerin büyük kısmıkendi istekleriyle topraklarını terk etmiş olsalar da Yamato birliklerinin de bazı köyleri boşaltarak buralarda yaşayanları göçe zorladıkları bilinmektedir. Bugün hala Japonya'da çözülememiş olan Koreli göçmenler sorununun henüz 5.yy'da başladığını görmekteyiz.

    Asuka Dönemi ve Taika Düzenlemesi

    5.yy'da Yamato devleti, Paekche sarayından nitelikle zanaatçılar okuma yazma bilen bilge adamlar göndermesini istemiştir. Bu sayede erken Japonya'da Kore kökenli bir yazıcılar grubu oluşmuş, resmi yazışmalar bu grup tarafından yapılmıştır. 6.yy boyunca Yamato sarayı ilk kez Kore üzerinden Budizm ile tanışmış, Çin eğitimi etkilerinin de zemini hazırlanmıştır.

    Sui Haedanı yıllıklarında 581-600 yılları arasında Yamato sarayından gelen ilk elçilere ait veriler saptanmaktadır. Bu dönemden itibaren Çin İmparatorluğu ile Yamato devleti arasında birbiri ardına elçilik grupları gidip gelmeye başlamış, aynı zamanda çok sayıda öğrenci de eğitim için Çin'e gitmeye başlamıştır. Naumann, bu öğrencilerin Çin'de genellikle on yıllar boyunca kalarak ülkelerine her alanda kapsamlı bilgilerle döndüklerini belirtmiştir. Yazar, Yamato devletinde 7.yy'da, Çin İmparatorluğu örnek alınarak merkezi, bürokratik bir devletin kurulması yolundaki reform çabalarını, bu öğrencilerin etkisine bağlanmak gerektiğinin altını çizmiştir.

    Çin ve Budizm etkisi, 4. yüzyılın sonlarından itibaren Kore üzerinden Japonya'ya ulaşmıştır. 552 yılında bir KOre elçisi, Japon imparatoruna bir Buda Heykeli ve Budist şutraları getirerek ülkede önemli değişikliklerin olmasına neden olmuştur. Budizmi resmi din olarak kabul eden Japonya'da, Budizm taraftarları ve karşıtları arasında çatışma yaşanmıştır. Budizm'in savunucusu olan Soga Ailesi'nin zaferi kazanması ile aynı aileye mensup İmparatoriçe Suiko, yine aynı aileden Prens Shotoku Taishi'yi devlet işlerinden kendisine yardımcı olması için seçmiştir. Shotoku, Budist ahlakına dayanarak 604 yılında 17 maddelik bir ferman yayınlamış, ilk Budist manastırları ve tapınakları da o yıldan itibaren kurulmuştur.

    Shotoku Taishi tarafından ilan edilen beyanname halkın her koşulda imparatora itaat etmesini emretmiştir. Oysa o dönemin koşullarında imparatorluk makamı sadece dini saygınlığına sahip olmuş, siyasi gücün gerçek sahibi soylu aileler olmuştur. Prens Shotoku, bu fermanla Çin'den gelen Konfüçyus ve Buda öğretilerinin, halka itaatkar olmasını buyuran öğretisinden faydalanarak imparatorluk makamına güç kazandırmayı, yönetimi merkezileştirmeyi amaçlamıştır.

    Bir devlet kurma yolundaki reform çabaları nedeniyle Prens Shotaku, Japon devletinin gelişimi açısından önem taşıyan ilk tarihsel kişidir. İmparatoriçe Suiko adına ülkeyi yöneten Prens Shotoku, Koreli bilginler tarafından eğitilmiştir. Klasik Çin yazısını ve Budist yazımını çok iyi bilen Prens, devletin ilk yasaları olarak nitelendirebilecek fermanı oluştururken Çin ahlak öğretilerini ve devlet öğretilerini ve devletörgütlenmesini örnek almıştır. Bu fermanın ikinci maddesi Buda'ya saygı duyma talebini içermiştir. Böylece 6.yy'da Japon inanışına Kore üzerinden dahil olan Budizm inanışının artık yönetim tarafından güvence altına alındığını resmi olarak onaylamıştır. Ayrıca talimatnamenin kalan 16 maddesinin de Çin öğretilerini esas alması, Çin yaşayışının merkezi devlet fikri kadar benimsendiğini göstermektedir. Talimatname ile somutlaşan devlete yönelikyeni özsaygı, daha sonra hükümdarlar "imparator" ünvanı kazanmış, devletin yeni yapısı ve hükümdarın yeni ünvanı resmi yazışmalarda da kullanılarak dış ülkelere bu yeni konum duyurulmuştur.608 yılında Yamato sarayından ülkelerine dönen Çin delegasyonu yanında resmi bir yazı götürmüştür. Bu yazı Japon devletinin gelişimindeki yeni aşamayı haber veren bir selamla başlamıştır. "Doğunun İmparatoru, Batı'nın İmparatonu saygıyla selamlar."

    Nara Dönemi (710-794)

    İmparator Mommu'nun 707'deki ölümünün ardından annesi imparatoriçe olmuştur. İmparatoriçe Gemmyo'nun saltanatının ikinci yılında başkent Nara'ya taşınmış, yeni başkent meşhur Çin başkenti Hsi-an'ın planı örnek alınarak kurulmuştur. Nara Dönemi içindeki diğer imparatoriçe ise İmparatoriçe Koken'dir. Budist papazları ile işbirliği yapan imparatoriçeler bu dönemde büyük güç kazanmışlardır.

    Sekizinci yüzyılın başlarında, ülkenin ilk daimi başkenti Nara'da kurulmuştur. 710-784 yılları arasında Japon İmparatorluk Ailesi başkent Nara'da oturmuş ve otoritesini zaman içinde tüm ülkeye benimsetmiştir. Nara'nın daimi başkent olmasına kadar başkent olmasına kadar başkent ve peyitaht şimdiki Nara, Kyoto ve Osaka şehirleri arasında sık sık yer değiştirmiştir. Wills bu dönemi Japonya'da Budizmin ve Çin kültürünün, yönetim modelinin heyecanla alımlandığı bir dönem olarak tanımlamıştır.

    Yüksek sınıfa mensup aileler Çin modasına uyarak Çince öğrenmiş, Çin üslubunda şiir yazmak, Çin klasik kitaplarını okumak soylu sınıfın boş zaman etkinliği olmuştur. Bu sanat yapıları sayesinde Japonlar Çinlilerin hayat görüşü ve düşünüş tarzı ile tanışmıştır. Eberhard, Japon kültürü ile Çin kültürünün bu karşılaşmasının özellikle Japonların hayatına etki ettiğini, bireylerde bir iç gerginlik ve ikilik oluşturduğunu öne sürmüştür.

    Japonya'nın Çin ile resmi ve doğrudan ilişkileri 7.yüzyılda başlamakla birlikte, 5. yüzyılın sonlarından başlayarak Kore aracılığıyla ülkeye giren Çin bilim ve sanatı, Japon egemen sınıfların yoğun olarak etkilemiş, hayranlık uyandırmıştır. Tang Hanedanı zamanında Çin'in refah ve gelişmişliği Japonya'yı derinden etkilemiş, Çin'den gelen yazı, takvim ve saray adetleri derhal kabul görmüştür. Çin'in arşivleri, tapusicilleri, fermanları Japonya'da merkezi bir otorite kurma yolunda örnek alınmıştır. Yazılı bir ulusal tarih oluşturulmuş (Kojiki ve Nihongi), 20 ciltlik bir şiir derlemesi (Manyoshu) ve bir topografya raporu (Fudaki) hazırlanmıştır.

    Nara döneminde ülke toprakları illere, ilçelere ve karyelere bölünmüş ve Yamato yöresindeki Nara ilk başkent olmuştur. Ayrıca Budizm, birliğin resmi dini olarak kabul edilmiştir. Ancak Buda, Güneş Tanrıçanın yerini alamamıştır. İmparator öncelikle Tanrıça Amaterasu'ya danışmış, onun onayına aldıktan sonra BüyükBuda (Daibutsu) girişimine başlamıştır. Sanat etkinliklerinde Çin'deki T'ang dönemi sanatına öykünme görülmüş ve Kore'den getirtilen yapı ustaları Çin geleneğindeki ilk büyük tapınak külliyesi olan ve dünyanın en eski ahşap yapısı sayılan Horyuci'yi yapmışlardır. 

    Bu dönemde Budizm'in yayılması, Kore'li Budist keşişheykelciler, doktorlar, ressamlar ve el sanatçıları sayesinde gerçekleşmiştir. Budizm, ülkede yeni bir kültür ve sanatın doğmasında etkili olmuştur. Sanat ve kültürde yaşanan bu gelişmenin merkezi, 710 yılında başkent olan Nara olmuş ve kentte çok sayıda Budist tapınak inşa edilmiştir. Adnan turani, Japon mimarisinin ve diğer sanatların, Budizmin ülkeye girmesinden sonra kendi karakterini bulduğunu söylemiştir.

    Bu dönemde, güçlü bir iktisadi ve siyasi yapıya sahip olan devlet, sanat ve edebiyatın gelişimini desteklemiştir. reformlarla büyük ailelerin gücü azaltılarak köylü mülkiyeti sağlamlaştırılmıştır. Başkent Nara'daki devlet üniversitesinde tarih, edebiyat hukuk ve matematik öğretilmiştir. Budist keşişleri dini faaliyetleri dışında sosyal görevler de üstlenmiş, imparatorluk desteği ile dispanserlerde faaliyet göstermişler, kanallar açmış, köprüler inşa etmişlerdir. Nara dönemi imparatorları, çeşitli adaları fethederek ileride tamamen ortadan kalkacak olan yerli halk Ainula'rı yenilgiye uğratmışlardır.

    Güneş İmparatorluğu ve Tanrısal Görev

    Franz Vonessen, mitleri "var oluş lisanının tercümesi" olarak nitelendirmektedir. Ancak bu tercümenin bize aktarıldığı dil artık bize yabancılaşmıştır. Mitleri anlamanın yolu onlarıiçinde bulunduğumuz rasyonel kavramlar dünyasına taşımak değil, bizim mitler gerçeğine geçmemizdir. Dolayısıyla yapılması gereken mitleri "açıklamak" değil, onları "anlamaktır".

    Japon miteolojisinde yerel mitoslarla yabancı efsaneler birbirine karışmış, Çin ve Kore etkileri Japon mitoslarının bugün bildiğimiz hale gelmesinde rol oynamıştır. Japon miteolojisinde yer alan öyküler, olaylar, Japon imparatorluk ailesinin kökenleriyle bağlantılıdır. 

    Japonların kim olduğu, nereden ve ne zaman geldiği, ülkenin kurulması gibi sorular, japon miteolojisinin ilk yazılı kaynakları olan iki ana yapıtta toplanmıştır. Sonraki kuşaklara aktarılarak günümüze kadar ulaşan Japon mitleri en eski iki Japon edebiyat eserinde, 712 yılı başında tahta sunulan kojiki (Eski Olayların Kayıtları) ile 720 yılında tamamlanmış olan bir resmi tarih eseri olan Nihongi ya da Nihonshoki (Japonya Yıllıkları)dir.

    712 yılında tahta sunulan Kojiki, efsanevi devirlerden başlayarak Ms 628'e, Nihongi ise MS 697 yılına kadar yaşanan tarihi olayları içermektedir. Eberhard, her iki kitabın esas kaynağının Kataribe denilen resmi hikayeci veya meddahların anlattıkları destansı hikayeler olduğunu belirtmiştir.

    Japon efsaneleri ve öyküleri, yazıya geçirilmeden önceki dönemde anlatıcılar sayesinde sözlü kültür ürünleri olarak nesilden nesile geçmiştir. Kataribe denilen bu anlatıcılar, büyük Shinto bayramlarında imparatorluk sarayı veya büyük ailelerin evlerinde verilen şölenlerde yaratılışa dair efsaneler anlatmış,böylece mitoloji konusundasözlü biranlatım geleneği oluşmuştur.

    Kojikive Nihongien eski japon kaynaklarıdır ancak bazı Kore ve Çin yıllıklarında da Japonya konusunda bilgiler bulunmaktadır. Çin ve Kore kaynakları daha eski ve daha güvenilir kaynaklar olmakla birlikle, resmi kaynaklar oldukları için sadece devletlerarası ilişkilere dair kayıtlar esas alınmış, binlerce tüccar ve rahibin raporları dikkate alınmamıştır.

    Kojiki'ye göre Güneş tanrıçası Amaterasu öz torunu Niningi'yi "Güzel pirinç ülkesini benim kendi soyum yönetsin" diyerek kutsallığın üç simgesi (kılıç, ayna, mücevher), bilim ve sanatların beş ustası ile birlikte Kiyushu adasına göndermiştir. Niningi'nin torunu olan ve sonradan kendisine "Jimmu Tenno" denmiş olan imparator, Seto denizi üzerinden Yamato ülkesine yürümüş ve ikinci denemesinde Japon Birliği'ni kurmayı başarmıştır.

    Adnan Turani, Japonya'da zamanın başlangıcının Güneş Tanrıçası Amaterasu'nun soyundan geldiğine inanılan Jimmu Tenno ile MÖ 660 yılında başladığını belirtmiştir. Japonlar kültür varlıklarının değerini, medeniyetlerinin yaşını vurgulamak için Japon Birliği'nin kurucusu sayılan Jimmu Tenno'ya gönderme yaparak "Jimmu'dan bu yana" derler. İlk tanrı imparator Jimmu'nun öyküsü, ünlü "Kojiki Destanı"nda anlatılmıştır. Kojiki destanı Japon hayatının sadece tarihi ve kültürel değil aynı zamanda sosyal gerçeklerin, iktidar ilişkilerini de anlamamız açısından oldukça önemlidir.

    668 yılında tahta çıkan İmparatorTenchi 671 yılında öldüğünde oğlu ve erkek kardeşiarasında taht kavgası yaşanmıştır. Mücadeleyi kazanan Tenchi'nin kardeşi İmparator Temmu, bu mücadele sonucunda Çin tarzı imparatorluk düşüncesindeki "ilahi görev" anlayışının tehlikelerinin farkına varmıştır. İlahi görev anlayışına göre, aşağıdan gelip yükselmek isteyen ve bunda başarılı olan herkese bu görev verilmiş, bu durum "ilahi görev" olarak görülmüştür. Benzer örnekler Çin tarihinde görülmüştür. Örnek olarak, 618'de Sui Hanedanının yerine geçen T'ang  Hanedanı gösterilebilir. İmparator Temmu da güç kazanan soylu ailelerin imparatorluğu ele geçirmesine engel olmak ve kendi hanedanının iktidarını kalıcı olarak güvence altına almak amacıyla "aile aktarımı" gerekçesini bulmuştur.

    İmparator Temmu 673'te resmi olarak tahta geçtikten sonra "İmparatorların güneş mirası sırasını ve evvelki nesillerin eski sözlerini ezberlemesi" için Hieda no Are adlı bir yardımcısını görevlendirmiştir. Bu arada imparator yıllıklarına ve aile mülkiyetindeki aktarımlara sokulmuş olan "yanlışlıklar" tümüyle ortadan kaldırılacak ve "doğrular saptanacaktı". "Doğruları" krallığın temeli olan "En yüce Niyet" yani imparatorun niyeti belirleyecekti.

    Hieda no Are'nin doğaüstü olaylarla ilgili anlatımı yalnızca Temmu tarafından gözden geçirilmiş ve onaylanmış aktarımlardan oluşmuş, anlatımlar Temmu'nun egemenlik talebini gerekçelendirmek ve güvence altına alma amacına hizmet etmiştir. Bu anlatımlar, Temmu'nun 686'daki ölümünden sonra, 711'de yazılı hale getirilmiş ve Kojiki'yi oluşturmuştur.

    Derleme çalışmaları 720 yılında tamamlanan Nihongi ise başka bir grubun benzer hedeflerinin bir ürünüdür. Taht kavgalarında imparatora karşı savaşmış olan soylu ailelerin yeniden güçlenmesiyle birlikte, bu aileler kendi haklarını ve ayrıcalıklarını gerekçelendirmeyi hedeflemişerdir. Hedeflerine uygun aktarımları yazıya geçirirken de "mitolojik gerekçelendirmeye" önem vermişlerdir. Yüksek sınıfa mensup ve Çin eğitimi almış olan bu grup, Çin yıllıklarıyla boy ölçüşebilecek nitelikte yıllıklar oluşturmayı da amaçlamışlardır. Hieda no Are'nin doğaüstü olaylara ilişkin anlatımları hem Çin yıllıkları karşısında mütevazi kalmış, hem de Temmu'nun hedeflerini destekleyen aktarımlardan meydana geldiği için onunla savaşmış soylu ailelerin ayrıcalıklarını güvencealtına almamıştır. Kojiki, Temmu'nun hanedanının yasallığını, tanrısal görevi ve miras çizgisini ortaya koymaamacına hizmet etmiştir. Kojiki ile temellendirilen "Güneş İmparatorluğu" başarıya ulaşmış, Jimmu Tenno'dan sonra günümüze kadar imparatorluk ailesi aynı kalmıştır.

    Sonuçta görülmektedir ki Japon mitleri politik amaçlarla kayda geçirilmiştir. Kültür ve yaşayışın günümüze dek devam eden kökenlerini içermesi yanında bu eserler, siyasi erki temellendirme işlevini üstlenmişlerdir. Kojiki ve Nihongi adlı iki eser temelde aynı hedefe yönelik olarak hazırlanmışlardır. Tüm nesiller boyunca devam edecek olan tek hanedanın egemenlik talebini mitolojik olaylara dayandırmak doğrudan tanrıların isteği ve mirası ile kutsallaştırarak hanedan değişiminin önünü kesmek amaçlanmıştır. Hiyerarşinin tanrıların buyruğu ile güvence altına alınmış olması, Japon İmparatorluğunda hanedan değişikliği yaşanmasının önüne geçmiş, halkın "Tanrı İmparator"a koşulsuz bağlılığını sağlamıştır.

    İmparatorluk ailesinin Japonca ismi " Bulutların Üzerinde oturanlar" anlamındadır ve sadece bu aileye mensup olanlarimparator olabilirler. Naumann'ın da belittiği gibi, Çin'deki kan bağına dayalı güçlü klan sistemi her zaman imparatorluk makamını ele geçirebilecek güçte yöneticilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu yüzden Çin'de hanedan sık sık değiştiği halde Japonya'daimparator olmak için savaşarak yetkiyi ele geçirmek yeterli olmamış, sadece Tanrıça Amaterasu'nun soyundan geldiği iddia edilen hanedan yönetimde kalabilmiştir.

    Heian (Fujiwara) Dönemi (794-1192)

    Bozkırt Gübenç'in Budizmin Altın Çağı olarak nitelendirdiği bu dönemde İmparator Şomu'nun barış umudu gerçekleşmiş ve 350 yıl boyunca ülkede ölüm cezasını gerektirecek hiçbir şuç işlenmemiştir. T'ang Hanlığı'nın Canzan kenti örnek alınarak başkent Nara'nın kuzeyindeki Heian'da yeni bir başkent kurulmuştur.

    Yönetimde soylu ailelerin baskın olduğu bu dönemde imparatorlar, bu ailelerin isteklerine göre daha çocuk yaşta tahta geçirilmiştir. çocukyaştaki imparatorlar için vekil tayin edilmiş, bu vekil başbakandan daha büyük yetkilerle donatılmış, iktidarın gerçek sahibi olmuştur. Onuncu yüzyıldan 12. yüzyıla kadar bu vekiller güçlü Fjiwara ailesinden gelmiş, bu nedenle Heian Dönemi'ne Fujiwara ailesinden gelmiş, bu nedenle Heian Dönemi'ne Fujiwara Dönemi de denmiştir.

    794 yılında Çin'in  o zamanki başkenti örnek alınarak inşa edilen başkent, bugünkü Kyoto'dadır. Kyoto, yaklaşık 1000 yıl boyunca imparatorluk başkenti olarak kalmıştır. 1192'ye kadar devam eden Heian Dönemi'nin başlangıcını, başkentin taşınması belirlemiştir. Heian Dönemi, Japonya'da sanatsal gelişmenin görüldüğü bir dönemdir. Dokuzuncu yüzyılın sonlarında Çin ile ilişkilerin kesilmesiyle Japon uygarlığı özgün bir gelişme göstermiş, kendi niteliğini ve formunu bulmaya başlamıştır.Nara döneminde her alanda belirgin olan Çin etkisi bu dönemde gücünü yitirmiştir. Çin'den aynen alınan pek çok sanat formu özümsenmeye başlamış, Eberhard'ın tanımlamasıyla, yabancı bir kökten ulusal bir sanat doğmaya başlamıştır. Bu gelişme özellikle mimarş alanında, tapınak planlarında göze çarpmaktadır. Heian döneminde şehir dışında dağlar ve derelerde inşa edilen tapınakların planı, Çin mimarisinin simetrik planından uzaklaşarak doğaya daha yakın, doğal şartlara daha uygun çizilmiştir. Bu dönemde gelişmeye başlayan doğayla uyumlu, simetride uzak mimari anlayış sanatın her alanında etkili olmuştur. Okakura Kakuzo'nun da ünlü eseri "Çayname"de ayrıntılarıyla ele almıştır.

    Heian Dönemi içinde sanatın hemen her alanında eserler çoğalmış, bu dönemden günümüze, Toba'lı olan ve Toba Sojo* maslahını kullanan rahip tarafından fırça ile çizilmiş ola, rulo halindeki hayvan karikatürleri kalmıştır. 1053-1140 yılları arasında yaşamış olan Toba Sojo, özellikle hayvanları üstün bir gözlem gücü ile resmetmiştir. Dönemin Japon eserlerinin Turani, Japon profan* sanatının geliştiği en önemli dönemin Fujiwara ailesinin ülkeyi yönettiği Heian Dönemi olduğunu belirtmiştir. Fujiwara ailesi, sanatın gelişmesine destek olmuş, bizzat aile üyeleri arasından  seçkin ressam ve şairler yetişmiştir. Özellikle Fujiwara sarayı ve çevresi, sanat ve uygarlıktaki bu gelişmenin merkezi olmuştur.

     Dönemin saray hayatını, kültürünü ve alışkanlıklarını iki soylu saray hanımının eserlerinde bulmak mümkündür. Sei Shonagon ve Murasaki Shikubu'nun eserleri, edebi değerlerinin yanında, dönemin kültürünü ve yaşayışını günümüze aktarması bakımından da dikkate değerdir.

    Yeni başkent Kyoto tapınakları, sarayları ve imparatorluk saray içindeki yaşayışıyla Çin estetiğinin izlerini taımıştır. Bunun yanında artık ulusal kültür gelişmeye başlamış Çin'deki Tang hanedanının çöküşünün başlamasıyla Japonya, Çin etkisinden kurtulup sanat ve inanış alanlarında kendi niteliklerini keşfetmeye başlamıştır. Saray kültüründeki bu özgünleşme şiirde de kendisini göstermiş, yaşanmışı yansıtan Japon tarzına yönelmiştir. Kadın yazarlardan Sei Shonagon'un (987-1011) Yastıkname (Makuro no Soshi) adlı eseri yetkinleşen Japon edebiyatının ürünlerindendir. Aynı dönemde yaşayan ve yine bir saray leydisi olan Murasaki Shikubu dünyanın ilk psikolojik romanı sayılan Genji Öyküleri'ni (Genji Monogatari) yazmıştır. Dönemin sanat ve kültür merkezi Fujiwaraların sarayı olmuş, şiir şölenleri, dans gösterileri ve müzik dinletileri ile canlanan saray hayatına esin veren de kadın olmuştur.

    Bu dönem içinde "Kokinshu" (Eski ve yeni koleksiyon) adlı eser basılmıştır. Bu kitap, binden fazla kısa şiir içermektedir. Everhard bu şiirlerin zarif ve ince bir uslupta olduğunu, duyguların örtük şekilde dile getirildiğini aktarmıştır. Bu şiirlerin büyük kısmının kadınlar veya kadınların üsubunu taklit eden erkek şairler tarafından yazıldığını söyleyen Eberhar, bu şiirlerde kullanılan saf Japonca'nın sadece kadınlar arasında yaygın olduğunu belirtmiştir. Yazar, Heian Dönemi kadın yazarlarının eserlerinde, dönemin saray yaşantısına yönelik, bilimsel kaynaklarda bulamayacağımız çok önemli bilgiler bulunduğunun altını çizmiştir. Bu eserlerde iyi gözlemlenmiş saray yaşamı, soyluların aşk maceraları ve samurayların kahramanlıkları canlı şekilde anlatılmıştır.

    Tüm sanatlarda gelişmeler kaydedilmiş, Katakana ve Hiragana alfabeleri geliştirilmiştir. Kadın yazarlar çağı açılmış, estetik yaşantıda avare (üzüntüye duyarlı) ve okaşi (nükteli, hoş sohbet) olma gelenkleri yaygınlaşmıştır. Resim, yazı ve tüm fırça sanatlarında özgün bir Japon ekolü oluşup gelişmeye başlamıştır. Sanatsal ve sosyal gelişmeler başkent yaşamını etkilemiş, saray yaşantısına incelik ve nezaket hakim olmuştur. Bu süreçte sarayın eyaletlerdeki savaşçı klanlar üzerindeki otoritesi zayıflamış, soyları eski imparatorluğa uzanan iki rakip asker ailesi olan minamotolar ile Tairalar arasında iktidar mücadeleleri başlamıştır. 1185 yılında Dannoura çarpışmasında Taira Klanını yenilgiye uğratan Minamotolar yönetimi ele geçirerek feodal yönetimi başlatmışlardır.

    Eberhard, Samuray, yani efendi-asker tipinin 12.yüzyılın başlarında ortaya çıktığını ve kısa zaman içinde Japonya'nın güçlü sınıfını oluşturduğunu belirtmiştir. Samuray sınıfının oluşumunda Çin'den gelen Budizm ve Konfüçyus öğretilerinin önemli etkisi olmuştur. Bu dünyayı önemsiz ve geçici gören Buda düşüncesi, temelinde üstlerine itaat etmek için her an ölmeye ve öldürmeye hazır olmanın bulunduğu bushido öğretisinin ortaya çıkmasında rol oynamıştır. Nara döneminde Japonya'ya Çin'den gelen Konfüçyus öğretisi de bu dönemde bir takım değişikliklere uğramıştır. Bu öğretinin beş temel kuralından en önemlisi olan oğlun babasına karşı itaatinin yerini, tebaanın imparatora itaati almıştır. Samuraylara göre bir erkeğin en önemli görevi efendisine göstereceği sadakattir. böylece feodal dönem başlamadan önce iktidarı ele geçirmek ve elde tutabilmek için gerekli olan itaatkar, her an ölüme hazır bir samuray sınıfı oluşturulmuştur. Asker sınıfının güç kazanması ile samurayların önem kazanması feodal dönemin başlamasında etkili olmuş, gerçek güç soylu ailelerden asker sınıfına geçmiştir.

     

     





  • Uyarı!

    • İçeriklerimizin "kopyalanması" ve "çoğaltılması" kanunen yasaktır!
    • 1948 yılında yürürlüğe girmiş İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 27. maddesinde belirtildiği üzere; ‘’Herkesin sahibi bulunduğu (yarattığı) her türlü bilim, edebiyat veya sanat eserinden doğan manevi ve maddi yararlarını korunmasını isteme hakkı vardır.’’
    • Bu bağlamdan mütevellit 1998 yılında Dünya Telif Hakkı Örgütünün de destekleri ile Amerika Birleşik Devletlerinde çıkartılmış olan Digital Millennium Copyright Act (DMCA) adlı bu yasa ile İçeriklerimiz DMCA ile korunmaktadır.

    DMCA.com Protection Status

  • Yorumlar

.

logo.png.c9c7979e5a58750c2eb2f340594d083

AniSekai Fansub | Türkçe Fansub, Türkçe Anime & Manga & Kore & Japon Dizi & Film Çeviri ve İzleme, Anime/J-Pop/k-Pop/Kore Radyo, Uzakdoğu Anime Manga Haberleri ve Oyun Dünyasına Dair Herşey

Bizi Takip Edin.

×