Jump to content
Search In
  • More options...
Find results that contain...
Find results in...

Andreas-san

Blog Yazarı
  • Content Count

    6
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    3

Andreas-san last won the day on July 18

Andreas-san had the most liked content!

Community Reputation

6 Neutral

About Andreas-san

  • Birthday 09/02/1997

Personal Information

  • Gender
    Kadın

Recent Profile Visitors

152 profile views
  1. Bir hayalim var… Eğer bir gün olur da Japonya’ya bir seyahat gerçekleştirebilirsem, Sakura ağaçlarının eşsiz görüntüsüne canlı olarak tanık olmayı çok isterim. Bilen bilir, Sakura ağaçları denildiği zaman akla direkt Japonya gelir. Japonlar Sakura ağaçlarına büyük önem atfetmiş olup onlar için derin anlamlar taşımaktadır. Öyle ki ‘Sakura ‘Japonya’da çok yaygın kullanılan bir kadın ismidir. Sakura, ‘kiraz çiçeği’ anlamına gelip, meyve vermeyen bir tür kiraz ağacı çiçeğidir. Her yıl mart ayının sonu ile nisan ayının ilk haftası açan Sakura çiçekleri pek çok rengi ve çeşidi barındırıyor. Fakat en güzel halindeyken, solmadan çok çabuk dökülmesiyle ölümü çağrıştırmaktadır. Bu çağrışım Japon edebiyatına da yansımıştır. Yine Japon kültürünün önemli parçasından olan Samuraylar için de sakuralar önemli bir yere sahip. Sakura ağaçları samurayla herhangi bir savaş esnasında her an ölebileceğini düşündürürmüş. Sakuralar sadece 10 günlük bir süre içinde varlıklarını sürdürürler. Bu sebeple bu zaman aralığı Japonlar için büyük önem arz etmektedir. Aynı zamanda Sakuraların açtığı zaman dilimi Japonya’nın en çok turist çektiği dönemlerden biridir. Bu sebeple bu dönemde çeşitli festivaller de yapılır. Bu festivallerden biri olan ‘Sakura Zensen’ hayata yeni bir başlangıç yapmayı temsil eden bir festivaldir. Daha öncede belirttiğim gibi sakura ağaçları Japonlar için çok büyük bir öneme sahiptir. Öyle ki sakura tohumlarının yurtdışına çıkartılıp satılması dahi yasaktır. Fakat Japon hükümeti diğer ülkelere dostluklarını göstermek amacıyla sakura tohumları gönderiyor. Ve tabi ki bu ülkelere Türkiye de dahil. Japon Sakura Vakfı, 1890'da Japonya'ya ulaşan ve dönmek üzereyken çıkan tayfunda batan Ertuğrul Fırkateyni'nde şehit olan Türk denizcilerin anısına 2005 yılında, İstanbul'da dikilmek üzere 527 sakura fidanı yollamıştır. Hayata dair bu denli hüzünlü ve bir o kadar da derin manalar taşıyan sakura çiçekleri sunduğu saf ve naif duruşuyla, içerdiği yüklü anlamlarla, kim bilir belki bir gün sizin hayatınızda da farklı bir anlam taşıyabilir.
  2. Dilimize “İblis Avcısı” olarak çevrilen 2019 yılında yayınlanmaya başlayan ve mangası ile de geçtiğimiz haftalarda final veren anime, yayınlanmaya başladığı tarihten bu yana anime severler tarafından oldukça sevilmiş ve popülerliğini korumaya devam etmiştir. Öyle ki haftalık shonen jump olarak yayınlanmış olan seri manga satışlarında birinciliğini koruyan “One Piece”i geride bırakmıştır. Anime 26 bölümlük tek bir sezondan oluşuyor ve bu sene içerisinde vizyona girmesi beklenen bir de devam niteliğinde bir filmi mevcut. Fakat ikinci sezonun geleceği konusunda hiçbir şüphem yok keza kesinlikle gelmeli de. Animenin hikayesine gelecek olursak, babası vefat ettikten sonra 5 kardeşi ve annesine bakıp ev geçimine yardım etmek zorunda kalan Kamado Tanjiro, yine bir gün kömür satıp para kazanmak için ailesini geride bırakıp şehre iner. Dönüşte geç bir saate kalan Tanjiro, geceyi eve dönüş yolunda onu iblisler hakkında uyaran bir adamın evinde geçirir. Sabah olup eve döndüğünde ise Tanjiro tüm ailesini iblis tarafından katledilmiş halde bulur. Bu saldırıdan sadece kız kardeşi Nezuko ağır yaralı bir şekilde kurtulmuştur. Tanjiro kardeşini sırtlar ve onu kurtarmak için yola düşer fakat Nezuko birden iblise dönüşür ve abisine saldırır. O esnada oradan geçmekte olan Tomioka Giyu isimli iblis avcısı Nezuko’yu öldürmeye çalışır fakat Tanjiro engeller. Olaylar karışmaya başlamışken Nezuko Giyu’nun elinden kurtulur, Giyu, Nezuko’nun Tanjiro’ya saldıracağını düşünürken Nezuko aslında Tanjiro’yu korumaya çalışmaktadır. Nezuko’nun diğer iblislerden farklı olduğunu farkeden Giyu Tanjiroya yardım etmeye karar verir ve onu eğitip iblis avcılarına katılması için Urokodaki adlı birinin yanına gönderir. Gerçekten de Nezuko diğer iblislerden farklıdır. Nezuko insan yemek yerine gücünü toparlamak için uyumayı tercih eder. Kız kardeşini yeniden insana dönüştürmek için iblis avcılarına katılmaya karar veren Tanjiro birbirinden zorlu eğitimlerden geçerek sonunda iblis avcılarına katılır, yanına yeni yoldaşlar katılır ve olaylar gelişir. (Bu kısımdan sonra yazacaklarım anime ya da mangaya aşina olmayanlar için spoiler içermektedir.) Biraz karakterlerden bahsetmek istiyorum çünkü hepsi bahsedilmeye değecek türden karakterler. Yukarıda bahsettiğim gibi aslında olaylar Tanjiro ve kardeşi Nezuko etrafında gelişiyor. Tanjiro gibi bir karaktere uzun zamandır rastlamadığımı söylemeden geçemeyeceğim, fedakâr, sıcakkanlı, arkadaş canlısı ve düşmanı olan iblisler için bile empati duygusu besleyen bir karakter. Nezuko’nun ise iblise dönüştükten sonra animede birkaç kelime dışında konuştuğunu göremiyoruz. Ama Urokodaki’nin yaptığı bir büyü sayesinde insanları kendi ailesinden biri olarak görüyor ve onları ne pahasına olursa olsun koruyor. Anime de şu anlık çok değinilmese de mangada Nezuko’nun gelişimini izlemek oldukça keyifliydi. Tanjiro-Nezuko ikilisinin göz dolduran kardeş ilişkisi oldukça güzel yansıtılmıştı. Aslında bilen bilir animelerde bazen kardeş ilişkileri Enseste varan derecede saçmalayıp iğrençleşebiliyor ve bu beni oldukça rahatsız ediyor. Demon Slayer’da da öyle bir şey olur mu diye çok korkmuştum ama olmadı. İkilimizin arasına sonradan Zenitsu ve Inosuke isimli iki karakter daha katılıyor ki ikisi de bence birbirinden tuhaf ve eğlenceli. Zenitsu her şeyden korkan, hep birinin arkasına sığınan ve güçsüz olduğunu düşünen bir karakter. Aman deyip uyarayım, Zenitsu iblisler karşısında uyku haline geçtiği zaman işler biraz karışabilir. Inosuke ise aslında başta çok ısınamadığım bir karakter oldu fakat daha sonradan kaba ve komik tavırlarına alışıyorsunuz. Ana karakterlerimizden sonra serimizin kötüsü Kibutsuji Muzan’a değinmemek olmaz çünkü izlediğiniz süre boyunca kendisinden nefret edeceğinize eminim. Sanırım Aizen (Bleach) ve Madara’dan (Naruto) sonra en gıcık aldığım kötülerden biri oldu kendileri. Aslında Muzan için ilk iblis diyebiliriz ve bir takım güçleri sayesinde diğer insanları da iblise çevirme yeteneğine sahip. Beni rahatsız eden şey ise Muzan'ın çok güçlü olarak lanse edilmesi ve ondan kurtulmaya çalışılırken çok fazla kayıp verilmesi oldu. Ama hepsinden önce anime ve manga süresince benim için çok özel olan bir karakter var ki ondan bahsetmeden geçmek kesinlikle istemiyorum. Kocho Shinobu… Anime boyunca güler yüzü, sıcak hareketleri ve iğneleyici konuşmalarıyla benim favorilerim arasına girmeyi başardı. Gerçi her ne kadar animede oldukça acıklı ve hüzünlü olan hikayesine çok fazla yer verilmemiş olsa da manga da gelişen olaylarla ve yaptığı fedakarlıkla herkesin kalbini kazandığına ve herkesi ağlattığına eminim. Aslında seriyi bir yönden de Attack on Titans’a çok benzettiğimi söyleyebilirim. İki mangaka da seri içindeki karakterleri hiç acımadan harcayabilme yeteneğine sahip. Ve bence bu hiç hoş bir durum değil. Evet bazı durumlar vardır ve o karakterin gerçekten ölmesi ve harcanması gerekir fakat bu durum çok sık olmaya başlayınca ve izleyen ve okurun kendini yakın hissettiği karakter bir anda yitip gidince seriye olan ilgi bir miktar azalıyor. Animenin çizimleri alışılmışın dışında ve efektleriyle adeta görsel bir şölen yaşatıyor. Aksiyon sahneleri oldukça iyi yansıtılmış ve yapımcılar mangadaki aksiyon sahnelerini animeden kestirip atmamış. Anime boyunca geleneksel Japon figürlerine ve müziklerine rastlamanız mümkün. Açılış ve kapanış şarkıları daha önceki yazımda bahsettiğim (önceki yazım için tık tık :)) Lisa’ya ait ve oldukça eğlenceli parçalar. Toparlarsak anime için genel anlamda ortalamanın oldukça üzerinde diyebilirim. Daha önce de bahsettiğim gibi şu anlık sadece bir sezonu ve henüz yayınlanmamış bir filmi mevcut. Her ne kadar manga finaliyle beni tatmin edemese de Demon Slayer karakterlerin derin hikayeleri, fantastik kurgusu, çizimleri ve müzikleriyle on numara beş yıldız yapımlardan biri. Aslında bahsetmek istediğim daha çok fazla şey var ama iyisimi siz gidip animeyi izleyip mangasını da bir güzel okuyun... Buraya da seriden ilginizi çekecek birkaç kareyi ve fragmanını bırakıyorum.
  3. Animeleri tamamlayan olmazsa olmaz şeylerden biri de açılış ve kapanış şarkılarıdır. Hatta çoğu dinleyen, yetenekli vokalleri ve müzik gruplarını anime şarkıları ile keşfetmiş J-pop ya da J-rock dinlemeye bu şekilde başlamıştır. J-pop müzik severler arasında popülerleşmeye başlamışken ben de bugün sizlere anime açılış-kapanış şarkılarından sesine aşina ve bir o kadar da hayran olduğumuz kadın vokallerden bahsetmek istiyorum. Eğer daha önceden bu sesleri dinlemediyseniz kesinlikle bir şans vermelisiniz. Şimdiden iyi dinlemeler. 1. AİMER Seriye benim favorim olan Aimer ile başlamak istiyorum. “Aimer” kelimesi Fransızca kökenli bir kelime ve “sevgi” anlamına geliyor. Zaten müzisyen bir aileden gelen Aimer, müziğe piyano çalarak başlamış. Ben Aimer’i ilk defa Bleach’in bir kapanış şarkısıyla keşfetmiştim ondan sonra da nerdeyse tüm şarkılarını zevkle dinler oldum. Bleach haricinde Mobile Suit Gundam, Fate/stay night: Unlimited Blade Works, Kabaneri Of The Iron Fortress, Natsume Yuujinchou Go gibi animelerde de şarkılarına rastlıyoruz. Gerçekten de değişik bir ses rengine sahip olan Aimer’i dinlerken bambaşka yerlere gidiyorsunuz. Sesinde garip bir güzellik olduğunu söyleyebilirim… Bleach kapanış: Re:Pray Natsume Yuujinchou Go kapanış: Akane Sasu Fate/stay night Movie: Heaven's Feel kapanış: Hana No Uta 2. LİSA ‘Lisa’ sahne adıyla bilinen Oribe Risa, güçlü ve popüler vokallerden. Müzik kariyerine küçük bir indie müzik grubunda vokallik yaparak başlayan Lisa, çıkışını Angel Beats! adlı animede söylediği şarkı ile yapmıştır. Angel Beats! dışında, Sword Art Online, denildiği zaman akla gelen isimlerden biri Lisa’dır. Fate/Zero, My Hero Academia ve geçen senenin popüler animesi Kimetsu No Yaiba’ya da açılış ve kapanış şarkılarıyla eşlik etmiştir. Hatta Kimetsu No Yaiba animesinin açılış şarkısı ‘Gurenge’ ile ‘Japan Gold Disc Award’ı kazanmıştır. Demon Slayer açılış: Gurenge Sword Art Online:Alicization açılış 3. YUİ Yui’nin sesini ilk keşfetmem Bleach izlediğim zamanlara dayanıyor. ‘Rolling star’ isimli açılış şarkısı gerçekten çok iyiydi. Yine, açılış ya da kapanış şarkısını beğendiğim animelere başlama gibi bir huyum olduğu için Fullmetal Alchemist’e başlama sebeplerimden biri Yui’nin seslendirdiği ‘Again’ adlı açılış şarkısıdır. Bleach açılış: Rolling Star Fullmetal Alchemist açılış: Again 4. EİR AOİ İzleyip izleyebileceğiniz her animede karşınıza çıkma ihtimali olan Eir Aoi de oldukça güçlü kadın vokallerden biri. Tabi benim aklıma Aoi denildiği zaman Lisa gibi Sword Art Online geliyor fakat bunun dışında Fate/Zero, Mobile Suit Gundam, Arslan Senki, Inuyasha gibi animelere de eşlik etmiştir. Sword Art Online açılış: Ignite Fate/Zero kapanış: Memoria 5. MİNAMİ Minami’yi aslında herhangi bir anime şarkısından keşfetmedim. Rastgele önüme çıkıp sesini çok beğendiklerimden biri. Fakat herhangi bir anime de şarkısında yer almış mı diye araştırdığımda Domestic Girlfriend adlı animenin açılış şarkısının Minami’ye ait olduğunu gördüm. Anime hakkında bir fikrim yok ama şarkıyı oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Bence Minami ileride anime şarkılarında oldukça sık duyacağımız isimlerden biri gibi duruyor. Domestic Girlfriend açılış: Kawaki No Ameku Minami: Hollowness
  4. Günümüzde manga ve anime sektörüne olan ilgi oldukça artmış durumda. İlgi ve tüketim arttıkça eskiye nazaran yapılan animelerin kaliteleri de izleyicinin beğenisini kazanmak için çıtayı her geçen gün yükseltiyor. Fakat her ne kadar animelerin çizim ve efektleri iyi olsa da mangalardan uyarlanan animeler beraberinde bazı sıkıntılar doğurabiliyor. Bu sıkıntıların en başında mangaların hikayesinin tam olarak animeye uyarlanamaması geliyor. Hal böyle olunca mangayı okuyan kitlenin animeyi izlediği zaman beklentisi karşılanamayabiliyor. Yine de mangalardaki aksiyon, dram ya da romantizm gibi ögelerin somut bir şekilde izlemek oldukça keyif verici oluyor. Anime uyarlamalarından sonra gelen ve son zamanlarda alanına gittikçe büyük bütçeler ayrılan bir diğer şey ise "Live-action" uyarlamaları. Yani genelgeçer bir tanımlama yapacak olursak gerçek insan ve hayvanlarla çekilen filmlere live-action diyebiliriz. Live-actionlarla birlikte mangalar, animeler, kitaplar ve çizgi romanlar tabiri yerindeyse ete kemiğe bürünüyor. Fakat işin aslında, anime ya da manga live-actionlarına baktığımız zaman genelde animede ve mangada yansıtılan unsurlar live-actionlarda izleyiciyi büyük bir hayal kırıklığına uğratıyor ve izleyicinin " gitti canım seri" demesine neden oluyor. Şimdi gelin yapımcılar live-actionlarda neyi eksik yapıyor, anime severler live-action uyarlamalarında neyi eksik buluyor ve sevmiyor hep birlikte göz atalım. 1. OYUNCULAR Aslında oyuncular için en göze batan unsurlardan biri diyebiliriz çünkü live-action boyunca anime uyarlaması için seçilmiş fakat orijinal karakterle alakası olmayan oyuncunun performansını izliyoruz. Aslında her ne kadar oyuncunun performansı iyi olsa da izleyici animedeki karakter ile tipini uyuşturamadığı için yapıma ısınamayabiliyor. Yukarıdaki fotoğraf karşılaştırması, yakın tarihte izleyiciyle buluşmuş olan, Tokyo Ghoul'un live-actionunda Kaneki Ken karakterini canlandıran Masataka Kubota'e ait. Aslında Masataka Kubota'nın oyunculuğunu ilk defa Death Note drama versiyonunda izlemiştim ve Yagami Light karakterinin aurasını onda hissedebilmiştim. Fakat Tokyo Ghoul için aynı şeyi maalesef söyleyemeyeceğim. Bana göre Kaneki karakterine göre tip olarak oldukça olgun ve yaşlı duruyor. Eğer Kaneki Ken ete kemiğe bürünmüş bir insan olsaydı bence o kişi Masataka Kubota olmazdı. Bir diğer husus animelerdeki mavi, turuncu, mor vb. gibi renkli saçlı ve gözlü karakterler live-action oyuncusuna uygulanınca bana göre oldukça çiğ duruyor. Ve tabi animelerde olan o aşırı yüz ifadelerinin ve mimiklerin gerçek bir insan tarafından yapılamıyor olması gerçeği de cabası. Özellikle komedi unsurunu, tuhaf ve abartılı yüz ifadelerini barındıran "Gintama" gibi yapımlarda izleyici live-actionlarda bu ifadeleri yakalayamadığı zaman filmi izlenilesi kılan hiç bir şey kalmamış oluyor. 2. ÖYKÜ VE ANİME ATMOSFERİ Bir kere en başından doğan sıkıntı şu ki, uzun soluklu bir animeyi live-actiona uyarlarken animenin genel öyküsünden çok büyük kırpmalar yapılabiliyor. Doğal olarak 50 bölümlük bir animeyi 2 saatlik bir filme sığdırmak oldukça zordur. Animeyi ya da mangayı takip eden izleyici, filmde hemen hemen hangi konunun işleneceğini kafasında canlandırıken, hayal ettiği sahnenin kesilmiş olduğunu ya da animede dakikalarca süren sahnelerin filmde 2 dakikada bitiyor olmasına oldukça içerlemekte. Bu sebeple genel öyküsünün aşırı kısaltılmaması açısından You Lie In April vb. gibi drama animelerinin live-action uyarlamaları daha makul duruyor keza Japon oyuncular için drama kategorisinde oldukça başarılı diyebiliriz. Türüne göre her animenin izleyicide hissettirdiği atmosfer farklıdır. Önemli olan bu atmosferi live-actionlara da uyarlayabilmektedir. Buna güzel bir örnek, anime sektöründen farklı olarak Harry Potter serisini verebiliriz. Kitabın %100'nü uyarlayamasalar da, kitabı okuyan bir kişi aynı atmosferi filmlerde de yakalayabiliyor. Çünkü Sahnelerin izleyiciye geçmesi için o anki atmosferin birebir yansıtılması gerekiyor. Yani eğer Attack On Titans gibi bir animenin live-actionunda izleyici, özellikle aksiyon sahnelerinde, o atmosferi yakalayamayacaksa bırakalım da seri "2d" olarak hafızalarımızda yaşamaya devam etsin. 3. MÜZİK VE SESLENDİRME Animelerde bazen öyle sahneler vardır ki arkada çalan müzikle beraber atmosfer yükselir ve sahne doruklara çıkar. Aslında şu ana kadar izlediğim live-action ost ve müziklerinde kötü diyebileceğim bir parça olmadı. Fakat sorun şu ki eğer live-action sahneleri kötüyse müzik bile o anı kurtarmaya yetmeyebiliyor (yukarıdaki sahnenin live-action versiyonunu hayal etmeye çalışın sizce nasıl olurdu?). Müzik ve oynanan sahnelerin uyumlarının güzel olduğu bir live-action uyarlamasına örnek verecek olursam da bu "Orange" yapımı olurdu. Dram sahneleri ve kullanılan müzikler oldukça ahenkliydi. Önemli olan bir diğer faktör ise seslendirme. Bazı anime karakterleri vardır ki onları sesleriyle bir bütün olarak kabul ederiz. Üzgünüm fakat ben Levi Ackerman karakterini Hiroshi Kamiya'sız, Naruto'yu Junko Takeuchi'siz düşünemiyorum. Zaten animelerin İngilizce dublajına bile katlanamayan anime izleyicisi live-actionlardan umduğunu yine bulamıyor. 4. YAPIMCILAR Anime yapımcılarının bence dikkat etmediği şeylerden biri, live-actionu sadece animesini izleyen kitleye hitap ederek yapıyor olmaları. Sanırım bunun altındaki düşünce zaten mangaya ve animeye hakim olanların eksik olan kısımları kafasında tamamlayacağını biliyor olması. Böyle olunca mangasını ya da animesini bilmeden direkt live-actiou izleyen kitle serinin live-actionda yansıtılanlardan ibaret olduğunu düşünüyor ve seriye karşı kafasında buna göre bir algı oluşuyor. İşin içine Hollywood ya da netflix gibi büyük yapımların girdiği son zamanlarda animelerin live action uyarlamalarına oldukça büyük bütçeler ayrılmaya başlandı. Her ne kadar başarılı bulmasam da buna örnek olarak Death Note'un Netflix versiyonunu örnek verebilirim. İzleyicinin tek isteği ise, animeden çok farklı ve kopuk olmayan animenin atmosferine ve dokusuna zarar verilmemiş yapımlar izlemek. Son olarak manga-anime-live-action üçgenini komik ve net bir şekilde özetleyen videoyu sizinle paylaşarak yazımı bitirmek istiyorum.
  5. Anime severler bilir, Hayao Miyazaki, Japon anime ve mangalarına yön veren önemli bir isimdir. yapımlarına geçmeden önce biraz Miyazaki'den bahsetmemek olmaz. 5 Ocak 1941 tarihinde dünyaya gelen Miyazaki, liseye devam ederken dünyanın ilk renkli uzun metrajlı animasyon filmi Hakujaden'den etkilenmiş ve animasyon alanına yönelmiştir. 1965 yılında Isao Takahata ile tanıştıktan sonra çeşitli yapımlarda yer alarak kariyerine giriş yapan Miyazaki, sonrasında 1985 yılında Isao Takahata ve Toshio Suzuki ile beraber Stüdyo Ghibli'yi kurmuşlardır. Ghibli ismi, Arapça Sirocco (Akdeniz rüzgarı) kelimesinden gelmektedir. İtalyanlar İkinci Dünya Savaşında Sahra Çölü'nde kullandıkları keşif uçaklarına bu adı vermişlerdir. Anime dünyasında yeni bir rüzgar estirmesi amacı taşınarak stüdyoya da bu isim koyulmuştur. Keza Miyazaki ve arkadaşları amaçlarına ulaşmışlardır. Hadi şimdi gelin filmlerinde sonsuz hayal gücünü ve fantastik evrenleri barındıran Hayao Miyazaki'nin mutlaka izlemeniz gereken 5 yapımına hep birlikte göz atalım. 1. Spirited Away (Sen To Chihiro No Kamikakushi) 2001 yapımı Miyazaki filmi, belkide tüm filmleri arasından en çok bilineni ve en iddialısı olabilir. Vizyona girdikten sonra 30.8 milyar yen gişe yapan film, Japonya'da en çok kazanç sağlamış filmlerden biri. Aynı zamanda film Miyazaki'ye " Altın Ayı" ve en iyi animasyon dalında Oscar ödülünü kazandırmıştır. Filmin konusu ise, ailesiyle birlikte farklı bir yere taşınan Chihiro, babasının yanlış yola sapmasıyla farklı bir yer keşfederler. Adeta festival alanını anımsatan bu yerde sahipsiz ve leziz yiyecekler bulan Chihiro'nun anne ve babası bu yiyeceklerden yer ve domuza dönüşürler. Aslında yokai ve hayaletlere ait olan bu yerde tek başına kalan Chihiro, ailesini kurtarmak için büyücü Yubaba ile bir anlaşma yapar ve olaylar gelişir. Filmdeki karakterlerin çoğu Japon kültürünün ve Shinto inancının bir parçası olarak yansıtılmış. Tüm Miyazaki filmlerinde olduğu gibi Spirited Away'ın çizimlerinin ve müziklerinin kalitesi de göz dolduruyor. Her karakterin derin anlamlar ve kendince toplumsal bir kimlik taşıdığı Oscar ödüllü Spirited Away, herkesin ömründe bir defa izlemesi gereken yapımlardan biri. 2. Howl's Moving Castle (Hauru No Ugoku Shiro) Diana Wynne Jones'un kitabından uyarlanan film, Miyazaki'nin olağanüstü hayal gücü ve yeteneği ile birlikte beyazperdeye aktarılmış. Fantastik bir evrende geçen filmde olaylar, Sophie adlı karakterin etrafında gelişiyor. Bir gün kötü kalpli büyücü olarak nam salan Howl ile karşılaşan Sophie, o günün akşamında Howl'un peşinde olan bir cadı tarafından lanetlenir ve yaşlı birine dönüşür. Yaşadığı yerde bu haliyle kalamayacağını anlayana Sophie, yeni bir yer aramak için yollara düşer ve Howl'un yürüyen şatosu ile karşılaşır. Sophie şatoda yaşamaya başlar ve olaylar bu şekilde gelişir. Siz de çizimleri, şarkıları ve insanın içini ısıtan karakterleriyle en iyi animasyon kategorisinde Oscar'a aday gösterilen Howl's Moving Castle'a kesinlikle bir göz atmalısınız. 3. My Neighbor Totoro (Tonari No Totoro) Dilimize "Komşum Totoro" olarak çevrilen film ve ana karakter Totoro, belki de Miyazaki'nin çizdiği karakterlerden en sevimlisi ve en ünlüsü olabilir. Daha önce herhangi bir Ghibli yapımı izlediyseniz Totoro'ya gözünüz aşinadır çünkü Totoro karakteri aynı zamanda Ghibli stüdyosunun logosu olarak kullanılmakta. Filmde hastanede yatan annesine yakın bir eve taşınmak için babalarını ikna eden Satsuki ve Mei isimli iki kız kardeşin orman ruhu Totoro ile tanışmaları ve yaşadıkları maceralar anlatılıyor. Kırsal alanda geçen filmin doğa çizimleri, kırsal insanının samimi ve naif yaşamları iki kız kardeş ve Totoro arasındaki sevimli ilişki, filmi izlemeniz için yeterli sebeplerden. Eşsiz hayal gücüne ve doğanın mucizelerine yer verilen Komşum Totoro'ya siz de bir şans vermelisiniz. 4. Porco Rosso (Kurenai No Buta) Miyazaki'nin uçaklara olan ilgisi oldukça bilinir. Uçakların ve savaş temasının ön planda olduğu 1992 yapımı filmde, bilinmeyen bir sebepten dolayı domuza dönüşen savaş gazisi bir pilotun hava korsanları ve esaslı rakibi Donald Curtis ile olan mücadelesini ve maceralarını anlatıyor. Her Ghibli yapımında olduğu gibi Porco Rosso da çizimleri ve müzikleriyle ön plana çıkıyor. Savaş karşıtı kimliği ile tanınan Miyazaki, bu filmiyle de savaş sonrası dönemi objektif bir şekilde gözler önüne sermiş savaşın insanlara ve topluma hiç bir katkısı olmadığını anlatmaya çalışmıştır. Ayrıca seslendirme kadrosununda oldukça iyi olduğu filmde Porco Rosso'nun karizmatik sesine hayran kalacaksınız. Finalinin ucu açık bırakılan filmde acaba Porco Rosso tekrardan insana dönebiliyor mu? Bunu da ancak izledikten sonra bilebilirsiniz... 5. Kiki's Delivery Service (Majo No Takkyubin) 1989 yapımı olup dilimize "Küçük Cadı Kiki" olarak çevrilen Miyazaki yapımı film, cadılık eğitimini tamamlamak için ailesinin yanından ayrılıp farklı bir şehirde kendi hayatını kurmaya ve cadılık becerilerini geliştirmeye çalışan Kiki'nin maceralarını anlatıyor. Samimi dostluk ilişkilerinin ön planda olduğu filmde Kiki'nin sevimli, iyimser ve yardımsever tavırları içinizi ısıtacak. Ayrıca eski bir yapım olmasına rağmen filmin çizimlerinde Miyazaki mekansal ayrıntılara oldukça önem vermiş. Filmde olaylar başından sonuna kadar düzgün bir çizgide ilerliyor ve hiç sıkılmıyorsunuz. Yaşınız kaç olursa olsun Kiki'nin gözünden hayata bakarken umut doluyorsunuz üstüne bir de filmin güzel müzikleri eklenince bir parça nostaljik hissetmeden de edemiyorsunuz. Bence siz de her yaşın filmi Küçük Cadı Kiki'yi mutlaka izlemelisiniz.
  6. Teknolojinin ve yaşam standartlarının oldukça gelişmiş olduğu yakın gelecekte insanlar psikolojik durumlarının, olası ruhsal bozukluklarının ve suça meyilli olma durumlarının (Psycho-pass) ölçülebildiği, "Sibly Sistem" adı verilen yönetim altında yaşamlarını sürdürmektedirler. Ana kahramanlarımız ise insanların suç katsayılarını denetleyen, olası cinai ve polisiye durumlara müdahale eden Kamu Güvenliği Birimi dedektifleri ve infazcılarından oluşuyor. Birim elemanları " Dominators" Türkçesi ile " Hükümgah" adı verilen insanların suç kat sayılarını ölçtükleri ve bu sayıya göre, geçici felç ya da nihai yok etme seçeneklerinin bulunduğu silahları kullanmakta. Birinci birim ise ana kahramanlarımızın bulunduğu güvenlik birimi. Sibly Sistem yönetiminin hüküm sürdüğü bu ütopik evrende, toplum her ne kadar muazzam bir teknoloji içinde yaşıyor gibi görünse de aslında animeyi izlediğiniz süre boyunca insanların sadece suç kat sayılarını kontrol altında tutmaya çalışmak için çabaladıklarını düşünüyorsunuz. Animenin esas kızı Tsunomori Akane, toplumu hoş görüp her şeyi olduğu gibi kabullenen, yüksek adalet duygusuna sahip ve bana göre de oldukça sevimli dedektifimiz. Şu ana kadar 3 sezonu ve 5 filmi yayınlanmış olan animenin ilk iki sezonu boyunca Akane'nin gelişimine şahit oluyorsunuz. Aşırı utangaç, sıkılgan argo tabirle mıymıntı kadın karakterlerin kol gezdiği anime dünyasında Akane gibi sisteme kafa tutan ve tuttuğunu koparan kadın karakterlerin olması beni oldukça mutlu ediyor ve animeyi izlemeyi keyifli hale getiriyor. 3. sezona geldiğinizde ise sizleri yeni karakterler, girift konular ve bazı sürprizler bekliyor. Psycho-Pass'in tüm sezonlarını ve filmlerini değerlendirirsek, çizimleri ve efektleri açısından standartların oldukça üzerinde diyebiliriz ayrıca seslendirme kadrosu da oldukça iyi. Animenin açılış şarkısı Tokyo Ghoul sevenlerin aşina olduğu Ling Tosite Sigure ait. Eğer Unravel'i sevdiyseniz, Abnormalize da tam size göre... Kapanış şarkılarının çoğu ise Egoiste ait. Yine ilerleyen sezonlarda Cö shu Nie ve Who-ya Extended gibi popüler sanatçıların şarkıları animede yer alıyor. Bana göre animede beğenmedim diyebileceğiniz bir tane bile şarkı yok. Sonuç olarak Psycho-Pass, bence herkesin izlemesi gereken aksiyon dolu yapımlardan biri. İzleyip bitirdiğinizde 4. sezonunun hemencecik gelmesini isteyeceksiniz. Adalet duygunuzu, doğru-yanlış algınızı ve özgürlüğünüzü sorguladığınız bu anime ile yakın gelecek hakkında düşünmeden edemiyorsunuz. Gerçi her ne kadar yakın gelecekte Sibly Sistem gibi bir teknolojinin hayatımıza girmesi mümkün gibi görünmese de Çin'de insanların puanlandırılmaya başlandığı " Sosyal Skor" uygulaması pilot olarak kullanılmaya başlandı bile. Peki siz, insanların okuduğu okullarda, çalıştığı iş yerlerinde ya da vakit geçirdikleri sosyal alanlarda birbirlerinin davranışlarını puanlamaya başlaması hakkında neler düşünüyorsunuz? İnsanlar bir gün kendi Sibly Sistemini oluşturabilecekler mi? Psycho-Pass 1. sezon fragmanı

.

logo.png.c9c7979e5a58750c2eb2f340594d083

AniSekai Fansub | Türkçe Fansub, Türkçe Anime & Manga & Kore & Japon Dizi & Film Çeviri ve İzleme, Anime/J-Pop/k-Pop/Kore Radyo, Uzakdoğu Anime Manga Haberleri ve Oyun Dünyasına Dair Herşey

 . 

Bizi Takip Edin!

×
×
  • Create New...