Jump to content

Search the Community

Showing results for tags 'muromachi-ashigaka dönemi'.



More search options

  • Search By Tags

    Type tags separated by commas.
  • Search By Author

Content Type


Forums

  • Forum Genel
    • Genel Sohbet
    • Tanışma Faslı
    • Doğum Günü Kutlamaları
    • Duyuru ve Yenilikler
    • Forum Oyunları
    • İstek ve Şikayet
    • Ekibe Başvuru
    • Contact
  • AniSekai Fansub Çalışmaları
    • Tamamlanmış AniSekai Fansub Anime Çalışmaları
    • Devam Eden AniSekai Fansub Anime Çalışmaları
    • Gelecek AniSekai Fansub Anime Çalışmaları
    • Askıya Alınan AniSekai Fansub Anime Çalışmaları
    • Tamamlanmış AniSekai Manga Çalışmaları
    • Devam Eden AniSekai Manga Çalışmaları
    • Tamamlanan AniSekai Kore&Japon Dizi&Film Çalışmaları
    • Devam Eden AniSekai Kore&Japon Dizi&Film Çalışmaları
  • Diğer Anime Fansub Çalışmaları
    • Tamamlanmış Anime Fansub Çalışmaları
    • Devam Eden Anime Fansub Çalışmaları
    • Fansub Yapılmamış Animeler (.srt altyazılı)
  • Diğer Manga Grup Çalışmaları
    • Manga Çalışmaları
    • Webtoon ( Renkli Manhwa )
    • Tamamlanmış Manga Çalışmaları
  • Anime Filmleri (Live Action) & Uzak Doğu ve Güncel Filmler
    • Anime & Manga Filmleri (LiveAction) - Uzak Doğu Filmleri
  • Anime&Manga Dünyası
    • Anime & Manga Çeviri Grupları
    • Türkçe Dublaj Anime & Çizgi Filmler
    • Anime ve Manga Sohbet
    • Anime ve Manga Dünyası
    • Anime ve Manga Tanıtımları
    • OST ve Müzik Paylaşım Alanı
    • Uzak Doğu Kültürü & Anime
    • Her Türden Çalışmalarınız & Paylaşımlarınız
  • Anime Logo Paylaşım Alanı
    • Anime Logo Paylaşım Alanı
  • AMV Çalışmaları
    • AniSekai Fansub AMV Çalışmaları
    • AMV Çalışmaları

Categories

  • Anime
  • Cartoon
  • Cosplay
  • Cover
  • Drawing
  • Dans
  • Dizi
  • Eğitim
  • Eğlence
  • Sinema
  • Fotoğraf
  • Gizem
  • Japonya
  • Kültür & Sanat
  • Kitap & Roman
  • Live Action
  • Manga
  • Music
  • Games
  • Romantizm
  • Tarih
  • Teknoloji
  • Uzakdoğu
  • Video

Find results in...

Find results that contain...


Date Created

  • Start

    End


Last Updated

  • Start

    End


Filter by number of...

Joined

  • Start

    End


Group


Gender


About Me

Found 1 result

  1. Kamakura Dönemi (1192-1338) Japonya'da Fujiwara ailesi 8. yüzyılın sonlarına doğru hakimiyeti ele geçirene kadar asil kandan gelen derebeyler yönetimi ele geçirmek için uzun yıllar boyunca mücadele etmişlerdir. Yönetimi ele geçirerek İmparatoru geri planda bırakan Fujiwara ailesinin hakimiyeti, zamanla derebeyler tarafından kabul edilmemiş ve ülkede iç savaş çıkmıştır. Bu iç savaşta derebeylerden Yorimoto Minamoto, asillerin hepsini yenerek ülkeyi Shogun (Barbarlara Boyun Eğdiren Başkumandan) ünvanıyla yönetmeye başlamıştır. İmparatorun yönetimde etkin bir rolü kalmamış, ancak imparatorun dini otoritesinden dolayı Shogun kendisine bağlı kalmıştır. Minamotoların zaferi, kraliyet tahtının etkin politik güçten yoksun bırakıldığı ve otoritenin askeri yöneticilere, yani shogunlara ait olduğu yedi yüzyıllık feodal dönemin başlangıcı olmuştur. Kyoto'daki yönetimimn barışçıl sanatlara verdiği önem ve askeri disiplini ön planda tutmayan yönetim tarzı sonucu ülkeye içindeki kontrolü sağlayamaması gerçeğinden yola çıkan Kamakura'daki shogunluk, etkin kontrolü sağlayabilmek için disiplini, sertliği ve savaş sanatlarını teşvik etmiştir. Bu dönemde bir shogunluk yolu ve Japon şövalyeliği olan bushido etkili olmuştur. Bu dönemde, Fujiwara sarayındaki kadın yazar egemenliğine savaşçı Yorimoto liderliğindeki yeni bir "askeri seçkinler" sınıfı son vermiştir. Shogun denilen Beylerbeyi, merkezi yönetim örgütlerini Edo (Tokyo) güneyindeki Kamakura'da toplamış, imparatoru Kyoto'da bırakarak ülkeyi askeri disiplin ile yönetme denemesine girişmiştir. Bu dönemde samuraylık ruhu gelişmiş, sanat dabu gelişmeden etkilenmiştir. Hojoki okulu olarak adlandırılan gerçekçi bir sanat anlayışı filizlenmiştir. Samurayların dönemde etkin olması nedeniyle Kamakura dönemi, şövalyelerin etkin olduğu Avrupa Ortaçağ'ına benzetilmiştir. Askerleri disiplinin hakim olduğu bu dönemde büyük sanat eserleri yaratılmamıştır. Yazılı eserlerin çoğu kanun, ferman ya da Budist rahiplerin söylevleridir. Bu eserlerin dili halk diline yakın, yalın ve süssüzdür. Bu dönemde Budist edebiyatı Çin'de olduğu gibi halk dili ve halk edebiyatı üzerinde etkili olmuş, özellikle Budist masalları halk arasında yaygınlaşmıştır. Hogen Monogatari ve Heike Monogatari gibi dönemin romanları, abartılı kahramanlık öykülerini anlatan savaş romanlarıdır. Heian Dönemi eserlerindeki yüksek duyarlılık, ince hüzün bu dönemde yerini kahramanların insanüstü güçlü ve iyi, düşmanların ise insani yanlarının olmadığı kötüler olduğu kahramanlık destanları almıştır. Kamakura Dönemi'nde Moğollar, 1274'te ve 1281'de olmak üzere iki kez Japon topraklarına saldırmışlardır. Her iki saldırıda da Moğol askerlerinin iç kesimlere ilerlemesine engel olan Japon askerlerinin yanı sıra Moğol donanmalarına büyük zarar veren tayfunlar çıkmıştır. Japonlar bu tayfunlara "Kutsal Rüzgarlar" anlamına gelen Kamikaze adını vermişlerdir. 1333'ten sonra 1338'e kadar imparatorluk yönetiminin kısa ömürlü bir restorasyon dönemi yaşanmıştır. 1338'de ise Kyoto Muromachi'de Ashigaka Ailesi tarafından yeni bir askeri hükümet kurulmuştur. Muromachi-Ashigaka Dönemi (1338-1573) Bu dönemde Shogun Ashigaka, yönetimdeki karışıkları ortadan kaldırıp ülkeye düzen getirmeye çalışmıştır. Kamakura döneminde iktidar mücadeleleri sonucu ikiye bölünmüş olan saray bu dönemde yeniden birleştirilmiş, hükümet merkezi, imparatorun bulunuğu Kyoto'ya taşınmıştır. Ashigaka döneminde merkez ve yerel yönetimler arasındaki denge sağlanamamış ve on yıl süren Onin savaşları yaşanmış olmasına rağmen ekonomi ve sanat alanlarında büyük gelişmeler gösterilmiştir. Tarımda yeni teniklerin kullanılmasıyla üretim artmış, bu da kasaba ve kentlerdeki para ekonomisine canlılık getirmiştir. Sanat alanında da Zen ve Budist inanışların etkisi artmıştır. Bugün Japon Kültürü denilince akla ilk gelen No tyatrosu, çay törenleri, bahçe düzenlemesi ve sivil mimarlık gibi pek çok halk sanatının temelleri bu dönemde atılmıştır. Japonya'ya özü kabul edilen günlük eşyalar, araç gereçler ve yaşam tarzı, ayırt edici bir özellik olarak ilk kez Muromachi Dönemi'nde ortaya çıkmaya başlamıştır. Geleneksel Japon toplumunu meydana getiren sınıfların, soylular, savaşçılar, köylüler, tüccarlar ve zanatkarların tamamının ortaya çıkması, bu sınıfların her birinin kendi yaşam tarzlarını geliştirerek kültür üzerinde etkili olmaya başlamaları bu dönemde gerçekleşmiştir. Ayrıca bu dönemde Japonlar, ülkelerine gelen Portekizli tüccarlar sayesinde ilk kez Avrupalılar ile karşılaşmış, Batı kültürü ve Hristiyanlık ile tanışmıştır. Dünya haritası, Latin alfabesi, silah ve gemi yapımı, çeşitli tıbbi uygulamalar ülkeye girmiş, böylece Çin'den gelmekte olan kültürel etkilere Batı'dan gelenler de eklenmiştir. Yamazaki, Batı tekniğinin alımlanması ve yeniliklerin ortaya çıkmasında küçük bir elit tabakanın değil,toplumun tümünün yeteneklerinin etkili olduğunu vurgulamıştır. Batının standardizasyon fikri ve Batı muadili mal üretim, Japon kültürüne özgü günlük eşyalara uygulanmış, tatamiden kimono kumaşına kadar pek çok türde üründe Batı tipi standart parçaların değişik şekillerde birleştirilmesi tekniği uygulanmıştır. batı tekniğinin özümsenmesi sürecinde toplumun yaşam koşullarına etki eden pek çok farklı gelişme olmuştur. Örneğin tarihçi Tsunoyama Sakae, Edo Dönemi'nde saat kullanımının halk arasında yaygınlaşmasıyla birlikte, özellikle dakikalardan oluşan zaman bilinci toplumun tüm sınıflarına yayıldığına dikkat çekmiştir. Çağdaş Japon iş yaşamında büyük öneme sahip olan zamanlamada kesinlik ve iş yaşamında dakiklik ilkesi, Japon toplumunda daha o dönemde ortaya çıkmaya başlamıştır. Tsunoyama, bu ilkelerin bu denli erken ortaya çıkmasının sadece Japon toplumuna özgü bir olgu olduğuna, diğer Asya ülkelerinde sık rastlanmadığına değinmiştir. Eberhard 15. ve 16. yüzyıllarda, her yerde yaşanan iç savaşın neden olduğu acıların yanında, en güzel sanat eserlerinin meydana getirildiğine dikkat çekmiştir. Bir çeşit opera olanNo oyunları gelişmiş, her biri bir sanat eseri olan bu oyunlarında kullanılan maskeler dönemin önemli sanat eserlerinden olmuştur. Mimari alandaki en önemli gelişme günümüze dek devam eden geleneksel Japon tipi evlerdir. Ayrıca çay evleri inşa edilmiş, çay üstadı Senno Rikyu (1521-1591)çay töreninin ve çay evinin bugün bilinen halini almasında önemli rol oynamıştır. 1338'den 1573'e kadar süren Muromachi Dönemi'nde samuray yaşamına yön veren bushido'nun sert disiplini, estetik ve dini faaliyetlerde de etkisini göstermiş, ülke sanatında etkisini hala sürdürmekte olan sadelik ve kontrol yeteneği kavramları dönemin sanatına damga vurmuştur. Bu dönemde Çin sanatına duyulan heyecan tekrar canlanmış, saray soyluları Çin modası peşinde koşmaya lüks harcamalar yapmaya başlamışlardır. Çin modasının, Çin için zararlı sonuçları olmuştur. Japon gemileri Çin sahillerine giderek para harcamamak için istenilen malları zorla almıştır. Bu korsanlıktan elde edilen paranın Shogun hazinesine bir katkısı olmaması nedeniyle Çin ile resmi anlaşmalar yapan Shogun, gemiciler yoluyla Çin'den haraç almaya başlamıştır. Bu haraçları Shoguna getiren gemiciler de pay aldıkları için zaman içinde gemiciler büyük tccarlara, zengin sermaye sahiplerine dönüşmüşlerdir. Çin ile ticaretin canlanması sonucunda limanlar da büyümeye başlamış, küçük balıkçı köyleri büyük şehirler haline gelmiştir. Büyük liman şehirlerinin ve zengin sermayedarların ortaya çıkması Japon ekonomisinin gelişip büyümesinde önemli rol oynamıştır. Muromachi Dönemi'nde gelişen ticaret ile para ekonomisi canlanmaya başlamış, buna bağlı olarak sosyal alanlarda da değişimler yaşanmıştır. Büyük ailenin temeli olan, ozamana kadar bir ticari meta larak görülmeyen toprak, pirinç ekonomisinin yerini para ekonomisinin almaya başlamasıyla para ile ifade edilen bir ticari meta haline gelmiştir. Ailenin reisi olan babalar, kıymetli topraklarını kız evlatlarına bırakmak istememişler, bu datoplumda kadının itibarının düşmesine neden olmuştur. Ayrıca ailenin mülkünü dağıtmamak için erkek evlatların istedikleri kızlarla evlenmelerine izin verilmemiş, aile çıkarlarına uygun kızlarla evlendirilmişlerdir. Eberhard, önceki dönemlerde cinsiyetler arası ilişkiler serbest olmasına rağmen, bu dönemden itibaren gönül ilişkierin daha hesaplı olmaya başladığına değinmiştir. Evlenmek ve aşık olmak birbirinden ayrılmış, evlenmek bir aile işi olmuştur. Yamazaki Masakazu, Kyoto'nun gerçek anlamda dünyanın ilk evrensel şehirlerinden biri haline geldiğini öne sürmüştür. Şehri tam anlamıyla şehir yapan özelliğin, orada yaşayan bireylerdeki çeşitliliğin ve şehirlitutumlarına sahip olmaları olduğunu belirten Yamazaki, Muromachi dönemi'nde, soylular ve savaşçı sınıf yanında tüccar ve zanaatkarların da sınıf olarak ortaya çıktığına, önemlibir güç haline geldiğine değinmiştir. Japonya'da erken dönemlerde ortaya çıkan şehirleşme, modern öncesi Japon kitle kültürünün yerleşmesinde etkili olmuş, ticaret ve sanayinin canlanmasında pay sahibi olmuştur. Japonya'ya Batılı uluslardan ilk önce 1543* yılında Portekizliler ayak basmışlardır. Ülkeye ateşli silahları da tanıtan Portekizli tacirler 1543 yılında Japonya'nın güneybatısında küçük bir adaya yerleşmişler, birkaç yıl içinde onları Saint Francis Xaviar önderliğindeki Cizvit misyonerleri ve İspanyol grupları izlemiştir. İlerleyen yıllarda Hollandalı ve İngiliz tüccarlar da Japon topraklarına yerleşmişlerdir. Japonya'nın özellikle güneyinde çok sayıda insan din değiştirerek Hristiyanlığı şeçmeye başlamıştır. Japonlar, Batıdan gelen yeni bilim ve tekniği bunlarla ilk karşılaştıkları andan itibarenönemsemiş, büyük bir beceriyle taklit ederek geliştirmişlerdir.1543 yılında Tanegashima Adası'na demirleyen Portekiz gemisinin kaptanı, adanın yönetici beyine iki silah hediye etmiştir. Adanın yönetici beyi kılıç ustalarından bu silahların benzerini yapmasını istemiş ve aradan geçen 30 yıl içinde silahlardan binlerce üretilmiş, üretilen silahlar Japonya'daki hakimiyeti sağlamak için yapılan savaşlarda kullanılmıştır. Kamakura döneminde Moğol saldırına karşı başarılı bir mücadele veren Japonlar, bu dönemde Hristiyan yayılmacılığına karşı koyamamış, Hristiyanlık dalgası büyük güç kazanmıştır. Eberhard, Hristiyanlığın ülkede yayılmasının nedenini Portekizlilerin getirdiği yeniliklere bağlamıştır. Karmaşa ve iç savaş halindeki ülkede Portekizlilerin getirdiği top ve tüfek büyük önem taşımıştır. Her Japon beyinin Portekizlilerden top ve tüfek yapımını örenmek istediğine değinmiş,bu amaçla beylerinPortekizlileri adeta davet ettiğini söylemiştir. Hristiyanlığın yayılmasında etkili olan diğer nedenlerden biri de iç savaşın neden olduğu acıları yaşayan halka, bu yeni dinin barış vaat etmesidir. Budizm bu kaos döneminde artık huzur ve barış isteyen halk için bir sığınak olmaktan çıkmıştır. Çünkü bu dönemde, manastırların sahip lduğu arazileri korumak ve genişletmek isteyen Budist rahipleri de samuraylar gibi savaşlara katılmışlardır. 1467'den itibaren yaklaşık yüz sene boyunca Japonya'nın hemen her yerinde iktidar mücadeleleri, iç savaşlar yaşanmıştır. Bu savaşlar Ashigaka sülalesinin ortadan kalması ile son bulmuştur. Azuchi-Monoyama Dönemi (1573-1603) İki yüz yıl süren Muromachi döneminin ardından, ülkenin diğer kesimlerindeki rakip klanlar shogunluk otoritesine karşı meydan okumaya başlamış, Japonya savaşan bölgesel beyliklerin iktidar mücadeleleri sonucu parçalanmıştır. 1590'da General Toyotomi Hideyoshiülkede düzeni yeniden sağlamıştır. Fırtına yüzünden kıyılara düşen yabancı gemiler, Batı ile ticaretin kurulmasını ve gelişmesini sağlamışlardır. Katolik İspanyollar ve Portekizliler misyonerlik faaliyetlerini sürdürüp yöntemin önemli simlerini Hristiyan yaparken Hollandalı Protestan denizciler bu hareketin dışında kalmıştır. Muromachi Dönemi'nde, 1551-1570 yılları arasında Japonya'da Hristiyanlaştırma, Portekiz gemilerinin izledikleri yollar boyunca yayılmıştır. Bu yıllık ticaret yolunu Portekiz makamları aracılığıyla düzenleyen Cizvitler, gemilerin sadece Hristiyanlığın yayılmasına izin veren daimyoların limanlarını ziyaret etmelerinde ısrar etmişlerdir. Böylece, Portekiz gemilerinin getirdiği ticari malları elde etmek isteyen, bu ticari rekabeti kırma amacıyla bazı daimyolar Hristiyan olmuşlardır. Ancak Japonya'nın yetki mücadeleriyle dolu kaos ortamında Hristiyanlık da kalıcı olamamış, Hristiyan bir daimyonun yenilmesi, Hristiyanlığın bu bölgeyi kaybetmesi anlamına gelmiştir. Shogun Hideyoshi Cizvitlerin Hristiyan daimyolar üzerindeki etkisinden, muhalefetteki daimyoları ve senyörleri desteklemesinden çekinmiştir. Ayrıca ülkedeki rahiplerin, Portekiz saldırısını kolaylaştırma olasılığı da Hideyoshi'nin korkuları arasında yer almıştır. hristiyan daimyoların bazılarının Budist rahipleri öldürüp tapınakları yıktırmaları da ülkenin idaresi için tehlike yaratmıştır. İmparatorluk ailesinin soyunu tanrılara dayandıran Shintoizmle ve atalar kültü ile birleşmiş olan Budizm, yöneticilere sadakati en büyük onur ve görev sayarak idarenin meşruiyetinin temelini oluşturmuştur. konfiçyuizm de otoriter yapısıyla devlet büyüklerine sınırsız bir itaati öngörmüştür. Hideyoshi, Hristiyanlığın tüm ülkede yaygınlaşarak yönetimin temellerini sarsmasına izin vermemiş ve Hristiyanlığı yasaklamıştır. 1587 yılında Hideyoshi, ülkedeki Hristiyan din adamlarının liderinden beş sorunun cevabını istemiştir: 1.Neden vatandaşlarımızı Hıristiyan olmaya zorluyorsunuz? 2. Neden Budist manastırlarının yakılmasını istiyorsunuz? 3. Neden Budist rahiplerine karşı tavır alıyorsunuz? 4. neden siz ve adamlarınız faydalı hayvanların etini yiyorsunuz? (Budizm canlıları öldürmeyi ve etlerini yemeyi yasaklamıştır. Japonya'da Meiji Dönemi'nde yönetim eliyle kırmızı et ve ekmek yeme alışkanlığı teşvik edilene kadar bu gıdalar tüketilmemiştir.) 5. Niçin sizin adamlarınız Japon vatandaşları satın alıp, köle alarak Hindistan'a satıyorlar? Eberhard, Hristiyan din adamının cevabından da anlaşıldığı gibi, Portekizlilerin fakir Japonları satın alarak, Hindistan'da köle olarak sattıklarını, böylece büyük kazançlar elde ettiklerini aktarmıştır. 1580 yılında ülkedeki Hristiyanların sayısı yüz bini aşmıştır. Hristiyanlığı seçen bir daimyo, aynı yıl Nagazaki'yi bir feodal fief olarak İsa Derneğine bağışlamıştır. Shogun Hideyoshi, Hristiyanlığın Portekiz ve İspanyol sömürgeciliğinin bir uzantısı olarak yolaçabileceği sorunları görmüş vetüm misyonerleri sınır dışı etme kararı almıştır. 1612'den itibaren Tokugawa yönetimi, misyonerlik faaliyetlerini ve yerli Hristiyanların ibadetlerini yerine getirmesini engelleyen yasaları gitgide sertleştirmiştir. 1622 ve 1623 yıllarında Nagazaki ve Edo'da pek çok misyoner ve yerli Hristiyan çarmıha gerilmiştir. Hideyoshi, Kore'ye 1592 ve 1597' de olmak üzereiki kere işgal hareketi başlatmış, ancak Çinliler ve Korelilerin direnci karşısında iki istila girişimi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Hideyoshi'nin başarısız Kore Seferi'nde ölmesinin ardından, İeyasu diğer beylikleri yenerek 1603 yılında yeni Shogun olmuştur. Shogun İeyasu, bu kısa geçiş döneminde etkili olduğu gibi Edo-Tokugawa döneminde de etkinliğini sürdüren bir yönetici olmuştur. Bu dönemde etkili olan üç isimden biri olan İeyoshi, halk öykülerinden öğrendiğimiz kadarıyla Shgun Nobunaga ve Shogun Hideyoshi'ye göre daha sabırlı ve uzlaşmacı yöneticiliği ile tanınmıştır. Edo-Tokugawa Döemi Tokugawa Shogunluğu'nun kurucusu Tokugawa İeyasu, 1603 yılında shogunluğunu Edo'da (şimdiki Tokyo) kurmuş, Hideyoshi'nin ülkeyi uzlaştırıcı uygulamalarını devam ettirmiştir. Bu dönemde halkın yaşantısı ve devletin geleceği, politik ve sosyal kanunlarla en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş, belirli bir kalıp içinde tasarlanmıştır. Tokugawa Döneminde, İmparatorluk ailesi ve saray asilleri dışında dört Japon kastı vardır: Savaşçılar (samuray), çiftçiler, zanaatkarlar ve tüccarlar. Ayrıca bu sınıflar dışında, toplum dışı kabul edilen Eta'lar bulunmaktaydı. Buraku olarak da bilinen Etalar, çöpçülük, idam edilenleri gömme, hayvan derisi yüzmek gibi tabu kabul edilen, pis sayılan işlerle uğraşmıştır. Onların yaşadıkları köyler insan yaşamıyormuş gibi, köyler arası mesafe hesaplarının dışında tutulmuştur. Muramachi Dönemi'nde geleneksel Japon toplumunu oluşturan tüm sınıfların ortaya çıkışı bu sınıfların kendi yaşam tarzlarını geliştirerek kültür üzerinde etkili olmaya başlamalarının yanı sıra, Batı kültürü de ülkeye ulaşmış ve etkili olmuştur. Monoyoma Dönemi'nde gelişen kültürel öğeler Edo Dönemi'nin hareketli şehir yaşamı sayesinde gelişmiştir. Edo Dönemi, kabuki tiyatrosu, ukiyo-e resim sanatı, shamisen müziği gibi yeni sanat türlerinin doğduğu bir dönem olmakla kalmamış, o döneme kadar ortaya çıkmış olan sanatların da yeniden düzenlenerek yazıya aktarıldığı, Japon düşünce yapısının gelişmesinde etkili olmuş bir dönemdir. Kitleleri hedefleyen yayıncılık önemli hale gelmiş, felsefi eserlerden ukiyo-e resimlerine, ekonomi ve ziraat alanlarındak ayyınlara kadar pek çok eser basılmıştır. Kitle kültürü, Japonya'da sadece bilim, teknoloji ve üretimde değil, eğitim ve eğlence alanlarında da etkili olmuş, şehirleşmeye bağlı olarak Japon tarihinin erken bir döneminde ortaya çıkmıştır. John Wills, 1688 yılı Japonyasını anlatırken, yıl içinde herkes için düzenlenen pek çok festival olduğuna değinmiştir: Yılbaşı, Kızlar Festivali, Oğlanlar Festivali, Yaz Yıldız Festivali ve Ataların Onuruna Festival... Wills, Japon toplumu gibi ayrıntılı ve kesin meslek ve statü gruplarına bölünmüş olan bir toplumda, birçok grubun ayrı festivale sahip olmasının doğal olduğunu belirtmiştir. Demircilerin festivali onuncu ayın sekizinde, tüccarlarınki bundan on iki gün sonra yapılmaktadır. Festivallari olan diğer bir grup ise "uğurlu dilenciler" olarak bilinen gruptur. Japonya'da 1688 yılında dilenciler, devlet tarafından resmen tanınan bir grup olmuşlardır. Uğurlu dilencilerin bilerek kaba davranmaları, felakete uğrayan kişileri taklit etmeleri, halka açık festivalleri, Japon toplumundaki katı sosyal roller ve özenle ayarlanmış duygu ifadelerinin arasında günlük yaşamın kurallarını esneterek yaşamı dayanılır kılma amacına amacına hizmet eden, törensel rahatlama ve dışavurum yöntemleri olmuştur. Feodal dönemde Japon toplumu sınıflara ayrılmış ve herkesin sosyal konumu veraset yolu ile belirlenmiştir. Tokugawa döneminde katı yasaklarla uygulanan bu sınıf sistemine göre her aile, yaşadığı evin kapasına sınıfını ve konumunu belirten bir tabela asmak zorunda kalmıştır. Giyibelicek elbiseler, tüketilecek gıdalar ve yasalara uygun olarak oturulabilecek konutlar sınıflara göre düzenlenmiştir. Halk tabakasının kılıç taşıması kesinlikle yasaklanırken, samurayların kılıçları, hem bir ayrıcalık hem de kast işareti olmuştur. Ieyasu'nun çıkardığı bir yasayla, samuraylara karşı uygunsuz bir davranışta bulunan, üst sınıftan kişilere saygı göstermeyen birinin samuray tarafından hemen öldürülebileceği kesinlik kazanmıştır Feodal dönem Japonya'sında yönetici sınıfın ilk basamağında Daimyo denen derebeyleri bulunmaktaydı. Oprtaçağ'da Avrupa'da olduğu gibi daimyo'nun bakmakla yükümlü olduğu kendi askerleri-samuray-ları bulunmaktaydı. Rakiplerini yenen daimyo, ülkenin hem siyasi idaresini elinde tutmuş hem de başkomutanlık görevini yerine getirmiş olan shogundur. İmparator dünyevi yetkilerden arındırılmış, adeta dini bir lider olmuştur. Feodal dönemde toplumun her katmanı, katı kurallarla kendi sınıfının içine hapsolmuştur. Samuraylar, savaşçılık dışındaki mesleklerden men edilmiş, edebiyat ve sanat dışında alanlarla uğraşmaları yasaklanmıştır. Samurayların giyimi ve saçı da tüccarlara ve halka yasaklanmıştır. Yönetim, köylüleri "Köylüler ahmak oldukları için...", "Köylüler sağduyu ve uzgörüşlükten yoksun kişiler olduklarından..." diyen başlayan fermanlar yayınlamışlardır. Yönetim, eğitimden yoksun bırakılan ve sürekli çalışmaya zorlanan köylülerin ayaklanmaya kalkışmaması için onları ağır vergiler altında ezmiştir. Bu dönemde Shogunluk, kendi iktidarını korumak için tarıma önem vermekle birlikte köylü sınıfı sürekli baskı altında tutmuş, ancak hayatta kalmasına yetecek kadarına sahip olmasına izin vermiştir. 1649 yılındaki bir hükümet fermanına göre köylü sabah erken kalkmalı, gece de çalışmalı ve tütün kullanmamalı, pirinç yerine daha ucuz şeyler yemeli ve tembel olan karısını hemen boşamalıdır. Japonlar, kast sistemini aşmak için sistemle savaşarak onu ortadan kaldırmak yerine çeşitli yöntemlerle hiyerarşideki yerlerini değiştirmişlerdir. Tüccarlar tefecilik yoluyla toprak sahibi olmuşlar, arazi sahibi olmanın sağladığı prestij ile çocuklarını samuraylarla evlendirmiş ve orta sınıf olmuşlardır. Bir başka yöntem ise erkek çocuklarını büyük paralar ödeyerek samuray ailelerine evlatlık olarak vermektir. Genellikle kızları evlendirmek için erkek evlat edinen samuray ailesi, "evlat edinilmiş koca"yı kendi kütüğüne kaydettirmiş, böylece fakir samuray ailesi tüccar ailesinin servetinden faydalanırken, tüccar ailesinden gelen erkek, samuray olmuştur. Avrupa'da tüccar sınıfı güçlenerek derebeylik sistemini ortadan kaldırmıştır. japonya'da ise tüccarlar, kabul edilen yöntemlerle yüksek sınıf statüsünü satın almışlar, bu yüzden aristokrat sınıf ve brjuva sınıfı arasında bir çatışma yaşanmamıştır. Tokugawa dönemi boyunca halkın yönetim tarafından sınıflara ayrılması, feodal yönetimi güvence altına almanın en temel yolu olmuştur. Kastlar arası geçişler yasa ile sınırlanmış, halkın birlik olması engellenmiştir.Ayrıca Shogun olmak isteyen derebeylerin birleşerek yönetimi ele geçirme olasılığı gözardı edilmemiş, bu duruma engel olmak için düzenlemeler yapılmıştır. Shogun'un izni olmaksızın derebeylerin evlenmesine izin verilmemiş, siyasi birlik oluşturabilecek bağların kurulması en başta engellenmiştir. Shogunluk, daimyoların hazinelerini de casuslar yardımıyla sürekli takipetmiştir. Shongunluk, daimyoların hazinelerini de casuslar yardımıyla sürekli takip etmiştir. Daimyonun hazinesi dolduğu zaman Shogun, onu fazla paraya mal olacak genel işler yapmaya zorlamıştır. Tokugawa döneminde eyaletlerin başında bulunun daimyoların bağlılığı, Tokugawa ve sadık müttefiklerinin askeri üstünlüğünün yanısıra, daimyoların aile üyelerini sürekli olarak Edo'da, shogunluğun merkezinde bırakması, kendilerinin de iki yılda bir Edo'da ikamet etmesini emreden sistemle sağlanmıştır. Ailerinin tutsaklığı yanında, yol ve oturma giderleri, sürdükleri görkemli yaşam da daimyoların iktisadi gücünü düşürmüş ve başkaldırma olasılıklarını azaltmıştır. Toprak sahibi olmanın büyük önem taşıdığı Japonya'da, zenginliğin yegane kaynağı toprak ürünleri olarak görüldüğü için tüccar sınıfı vergilendirilmemiştir. Bu sayede tüccar sınıfı zenginleşmiş ve güçlenmiştir. Ağır vergi yükü nedeniyle borçlanan köylü ailesi küçülmeye, ailenin genç üyeleri kente çırak ya da hizmetçiolarak gitmeye başlamıştır. Vergilerini ödeyebilmek için topraklarını ipotek ettiren köylülerin topraklarını ele geçirerek topraksahibi olmanın prestijinden yararlanan tüccar sınıfı, fakir düşmüş samuray aileleriyle para karşılığı evlilik bağı kurarak onların adlarını almaya, soylular ve savaşçılar sınıfa girmeye başlamışlardır. Yönetimin baskıcı ve dışdünyaya kapalı idare sistemine rağmen, kentlilerde sanata karşı yoğun merak ve ilgi olmuştur. Bu ilgi sayesinde tüccar sınıfındançok sayıda sanat hamisi çıkmış, kültür, soylu sınıfın tekelinden kurtulmuş ve daha fazla sayıda insana hitap etmeye başlamıştır. Edo Dönemi'nde, sanatsal etkinliklerin yapıldığı toplantı salonlarının halka açık olması, sanata olan ilginin artmasını sağlamıştır. Yamazaki'nin aktardığına göre, yaratılan sanat eserleri bugün bile insanları şaşırtacak derecede ilgi görmüş örneğin bir resimli roman onbinden fazla koya satabilmiştir. Sanatın, halkın boş zamanları değerlendirdiği bir uğraş haline gelmesi ile popüler kültürü yaratan sanat girişimcileri ön plana çıkmıştır. Tokugawa dönemi boyunca İmparator ve ailesi, Kyoto'da tecrit edilmiş, siyasi ve ekonomik otoriteden mahrum bırakılmıştır. Shogunluk tarafından hazırlanan yasalarla saray merasimleri sınırlandırılmış, imparatorun ekonomik geliri herhangi bir derebeyinin gelirinden daha aşağıda tutulmuştur. On ikinci yüzyıldan sonra devleti, imparator adına Shogun2un bile imparatorluk makamını ortadan kaldırmaya cesaret edemediğini belirtmiştir. Antropolog, Japonların İmparator anlayışına pasifik adalarında sıkça rastlandığını belirtmiştir. Adaların bir kısmında da imparator, ister otoritesini kendi adına kullansın ister başkasına vekalet versin, her durumda şahsı kutsal sayılmıştır. Japon imparatoru da, James Wilson'un "Başkumandan tarafından bir nevi siyasi mahkum haline getirildiği"ni söylediği zamanlarda bil hiyerarşideki "özel mevki"ni doldurmuştur. Halk için imparatorun politik gücü, kutsal statüsü bakımından hiçbir şey ifade etmemiştir. Edo döneminde Hristiyanlığın yayılışı kesin olarak durdurulmuş, misyonerler ülkeden kovulmuştur. Yabancıların faaliyetlerinin ülkenin güvenliği için tehlike oluşturduğunu düşünen Japon yöneticileri, 1637 tarihinden itibaren ülkenin kapılarını dış dünyaya kapatmış ve yabancılarla her türlü iletişimi kesmiştir. Yabancılar Japon topraklarına ayak bastıkları anda öldürülmüş, dış dünya ile iletişim, Nagasaki yakınlarındaki küçük bir ticaret limanında Hollandalılar aracağıyla sürdürülmüştür. 1637 yılında dış dünya ile tüm ilişkilerin kesilmesinde ve yabancıların Japon topraklarına ayak basmasının yasaklanmasında Shimabara isyanının rolü büyüktür. Küçük bir beylik olan Shimabara'da yaşayanlar, Hristiyanlığı seçmiş yerli halk ve Hristiyanlığı seçtiği için cezalandırılmış, ülkenin çeşitli bölgelerinden gelmiş samuraylardır. Bu efendisiz kalmış samuraylar (ronin) ve yerli halk, Hristiyanlar üzerindeki baskıya ve şiddete direnerek 2637 yılında isyan etmişlerdir.Kısa zamanda tüm Japon Hristiyanları arasında yayılan isyanın önderi, Amakusashiro liderliğindeki isyancılar güç kazanarak Hara Kalesi'ni işgal etmiş ve burada savunmaya geçmişlerdir. Hollandıların yardımı ileHara Kalesi'ni topa tutan hükümet uzun bir direnişin ardından kaleyi ele geçirmeyi başarmış, kalede bulunan yaklaşık 20 bin kişiyi kılıçtan geçirmiştir. Bu olayın ardından ülkede Hristiyanlığın yayılışı kesin olarak durdurulmuş ve ülkeye yabancıların girişi tamamen yasaklanmıştır. Shimabara isyanı ve ardından yaşanan katliam, Rurouni Kenshin adlı anime dizisinde ele alınmıştır. 1990'lı yıllarda önce mangası, daha sonra da animasyon dizisi yayınlanmış olan Ruroni Kenshin, Meiji Devrimi sırasında kılıcı ile şöhret kazanmış, daha sonra görevini bırakarak yollara düşmüş bir samurayın öyküsünü anlatmaktadır. Dizide, Shimabara Olayı'nın gerçek tarihinden yaklaşık iki yüzyıl sonrasında, tarihi gerçeklerle temellendirilmiş fantezi bir isyan anlatılmıştır. Filmin kahramanı Kenshin, arkadaşları ile birlikte gizemli bir kılıç ustasının önderliğinde isyan etmiş olan insanları bulmak, kan dökülmeden önce isyanı sona erdirmek istemektedir. Bu gizemli kılıç ustasının adı Amakusa Shugou'dur. Tarihteki Shimabara isyanının liderinin adı da Amakusashiro'dur. Açık biçimde tarihteki Shimabara katliamının üzerine kurulmuş olan öykü, animenin tarihi ele alma ve sorunsallaştırma yönündeki eğilimini gözler önüne sererken, Shimabara İsyanının yüzyıllar sonra hala Japon popüler kültüründe yer bulduğunu da göstermektedir. Shimabara İsyanı'nın kanlı şekilde bastırılmasının ardından dünyaya kapılarını kapatan ülkede, Nagasaki Limanı içinedki küçük Dejimaadasında yaşayan az sayıda Hollandalı tüccar, Nagasaki'de yaşayan Çinliler ve arasıra Kore Lee Hanedanlığı'ndan gelen resmi elçiler dışında yabancıların ülkeye girişi yasaklanmıştır. Japonya'nın yaklaşık üç yüz yıl sürecek olan izolasyon dönemi boyunca dış dünya ile olan ilişkisi bu az sayıda yabancı aracılığıyla devam etmiş, Japon bilimadamları bu tüccarlar aracılığıyla Batı'nın tıp ve temel bilimler alanlarındaki gelişmelerini takip etmişlerdir. Japonya'nın Avrupa bilimine kapalılığı 1720 yılına kadar sürmüştür. Shogun Yosimune'nin o yıl yabancı kitapları ülkeye getirtme yasağını kaldırması ve Batı bilimine dayanan yeni bir takvim hazırlatması ile ülkenin kapıları Avrupa bilimine açılmıştır. Wills, 18. yüzyılda Edo kentinin Paris ve Londra ile boy ölçüşebilecek şekilde, gösterişli bir tüketim ve eğlence yoluyla insanların toplumsal saygınlık aradıkları bir şehir olduğuna değinmiştir. Daimyo malikanelerinde yüksek sınıf için yapılan törensel No gösterilerine büyük paralar harcanmış, muhteşem manzaralı bahçeler yapılmıştır. Wills'in aktardığına göre, daha alt tabakadan insanlar için Edo şehrinin en az üç bölgesinde kabuki tiyatroları yer almış, çoğunlukla Japon tarihinden soylularla ilgili aşk ve entrika örgüsüne dayanan bu oyunlar, No oyunları kadar büyük gösteriler olmuştur. Kabuki aktörlerinin ilk listesi ve hiyerarşisi 1687'den kalmıştır. Yüzyılın başlarında, kabuki oyunlarında rol alan kadınlar olduğu bilinmekle birlikte, o dönem sahneye çıkan kadınlar toplum tarafından kabul görmemişlerdir. Kadınların sahneye çıkması yasaklandıran sonra bu roller, zengin ve güçlü erkeklerin eşcinsel arzularına seslenen genç erkeklere verilmiştir. Edo'da bir sanat biçimi olarak kabukiye eş değerolan joruri(bunraku) kukla tiyatrosu da izleyici bulmuştur. Güçlü ve başarılı bir oyun yazarı olan Monzaemon Chikamatsu, her iki tür için de oyun yazmış olmakla birlikte, en büyük eserlerini jurori türünde vermiştir. Japonya'ya 18.yüzyılın sonlarında Batılı ülkeler tarafından dış dünyaya kapılarını açması için giderek artan bir baskı uygulamıştır. Ülke içinde de Shogun Ieyasu tarafından oluşturulan katı sosyal ve politik yapı, geçen zamanla birlikte hoşnutsuzluklara ve huzursuzluklara neden olmuştur. 1853 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nden Komodor Matthew C.Perry 4 gemiden oluşan bir filoyla Tokyo Körfezi'ne girmiş, bir yıl sonra tekrar gelerek Japonları Amerika ile dostluk antlaşması yapmaya ikna etmiştir. Shogun Iesada, 1854 yılının Mart ayında mektubun cevabını almaya gelen Comodor Perry ile "Kanagawa Anlaşması"nı kabul etmiştir. Çin'in zor ve tehdit yoluyla dışa açılmasında olduğu gibi, Japonya'nın dışa açılmasında da ABD'den sonra Avrupa devletleri bu ülke ile arkaarkaya antlaşmalar imzalanmıştır. 1854'te İngiltere, 1855'te Rusya ve 1856'da Hollanda, donanmalarını Japon suarına göndererek Japonya ile anlaşmalar imzalamış, ABD'nin elde ettiği hakları elde etmişlerdir. Sonraki yıllarda ABD ve diğer Avrupalı ülkeler çeşitli anlaşmalarla haklarını genişletmişlerdir. ABD ile yapılan antlaşma, Japonya'nın resmi dışa kapanma politikasının sona erdiğini belgelemiştir. Bu gelişmeden sonra, zorla dışa açılmış Japonya artık resmi bir dışı politikaya ihtiyaç duymuştur. Ülkenin kapılarının yabancılara açılması ile birlikte, feodal yapının katı kurallarına karşı gelişen sosyal ve politik akımların baskısı artmış, Tokugawa Shogunluğu'nun 1867'deki çöküsüne kadar yaklaşık on yıl ülkede iç karışıklıklar yaşanmıştır. 1868'de başlayan Meiji Restorasyonu ile tam hakimiyetin imparatora verilmesi ile feodal dönem sona ermiştir. Editör Notu: 6489'a

.

logo.png.c9c7979e5a58750c2eb2f340594d083

AniSekai Fansub | Türkçe Fansub, Türkçe Anime & Manga & Kore & Japon Dizi & Film Çeviri ve İzleme, Anime/J-Pop/k-Pop/Kore Radyo, Uzakdoğu Anime Manga Haberleri ve Oyun Dünyasına Dair Herşey

.

Bizi Takip Edin.

×
×
  • Create New...